Önce İnsan Sonra Haber

Ahmet Özal yazdı... Bu filmi görmüştüm - 2

Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın oğlu Ahmet Özal'dan çarpıcı tespit ve yorumlar...

Gündem 10 Haziran 2019 Pazartesi / 2 ay önce
Ahmet Özal yazdı... Bu filmi görmüştüm - 2

Ekleyen: Kozmiktürk

BEN BU FİLMİ DAHA ÖNCE GÖRDÜM -2

Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın oğlu Ahmet Özal'ın Türkiye gündemine ışık tutan önemli tespit ve değerlendirmelerinin 2. bölümü...

1) Anavatan 1989 seçimini neden kaybetti?

2) 1999-2001 Krizleri IMF

3) Bahçeli neden erkenseçim dedi 

4) Tayyip Erdoğan iktidara geliş süreci,

5) Parti Ekonomi Karnesi

6) 31 Mart seçimlerine nasıl gelindi?

***

1983 ten itibaren birinci bölümde kısaca anlattığım tüm hizmetlere rağmen Anavatan Partisi 1989 yerel seçimleri  kaybetti, çünkü;
Hayat pahalılığı çok rahatsız edici noktalara gelmişti.

Enflasyonun artması ekonominin bu kadar ısınma sebebi Türkiye’deki hızla yapılan altyapı yatırımları, otobanlar, GAP sulama, barajlar, elektrik Telekomunikasyon uydular ve dev yatırımlar.

Bir gün rahmetli babama sordum, ‘Neden bu kadar hızlı gidiyoruz, bu enflasyonu azdırıyor. Biraz yatırımları azaltarak gitsek Halk bu kadar enflasyona mağdur kalmasa diye’. 

Cevabı şu oldu, ‘ Türkiyenin alt yapısı yok, Otoban olmasa fabrikalar ürün götüremez, elektrik olmazsa sanayi çalışmaz, Telekomünikasyon olmaz ise iletişim ve ticaret olmaz. 

Biz koşarak bile batıya yetişemeyiz, çağın çok gerisindeyiz, eğer bu altyapılar yapılmaz ise, biz çok nüfuslu fakir bir Bangladeş oluruz ‘ dedi. Nitekim hepsi doğruydu, elektrik telefon yol su, hiçbir şey yoktu. Biz 3. Sınıf bir ülkeydik. 1983 öncesi, iş adamları Atinaya otele gider yerleşir sadece  telefon açmak için, Avrupa ve dış ülkeler ile ticari bağlantı görüşmeleri için...

Her şeyin yasak olduğu ve ihracatı sadece incir, üzüm, gibi tarım ürünleri, sanayi ürünü üretimi iharacatı yok denecek kadar az.

En büyük yatırımların yapıldığı GAP, 9 ili kapsayan, Adıyaman, Batman. Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Siirt Şanlıurfa, Şırnak ve Mardin'i kapsayan Türkiye'nin sulanabilir arazilerinin % 20 ini kapsıyordu. O dönemde 7 milyon insanın yaşadığı yerler.

Bu proje, orayı zenginleştirecek, büyük tarım beraberinde büyük sanayii ve büyük ticaret ve Bankacılık ve fianansman getirecekti. İnsanlar doğudan batıya değil, ihtiyaç olduğu için batıdan doğuya göç edeceklerdi.
GAP için neden bu kadar acele edilidi?Sebebi çok önemliydi. Bölgenin geleceği olan bu proje anacak iran ile  ırak savaşı sırasında yapılabilirdi Nitekim, Arap dünyası ve batılılar asla bu projeyi yaptırmazlardı. GAP ancak  Araplar ve Batının baskısı olmadığı zaman yapılabilirdi. 1980 -1988 arası İran, Irak harbi arapları ve batıyı 8 sene  meşgul edecekti. Fırat ve Dicle üzerinde oldukça büyük barajlar ve onların su tutma kapasiteleri ile çok büyük güç elde ederken, tarım sulama elektrik bölgenin ve insanlarının geleceğini garantiye almış olacaktı.

Tabiiki GAP projeside enflasyonu azdırdı ama Türkiye fırat ve dicle üzerindeki barajlar ile bugün , barajların su tutma kapasitesi ile kullansakta kullanmasakta, Türkiye’nin bölgedeki gerçek gücüdür, ve caydırıcıdır.  Bugün hala o bölge ile ilgili Türkiye'nin hangi durumlarda bırakılacağı belli değildir. Ama Türkiye'nin eli güçlüdür.

Maalesef bu zamana kadar rahmetli Özal’ın ölümünden sonra  37 yılda 30 hükümet geçmesine rağmen GAP a yatırım devam etmedi. GAP projesini rahmetliden sonra devam etmeme sebebi nedir ? Dış mihraklar mı yoksa ? 

Rahmetli Özal, enflasyon ile mücadelenin nasıl yapıldığını zaten, 1980 yılında ekonominin başına geçtiği zaman % 107 nin üzerindeki enflasyonu 1981’de % 36.8'e ve akabinde 1982 yılında ise % 27 düşürmüştü. Enflasyonu indirmek zor değildi, yatırımları, kredileri, parayı kesersin enflasyon bir anda düşer, Afrika'nın balta girmemiş ormanlarında enflasyon sıfırdır, çünkü ekonomik aktivite yoktur.

Bu hızlı kalkınma ve yatırımlar, 1988’e gelindiğinde enflasyonu % 75’e çıkartmış,  1994 yılına kadar  % 60’lara oturmuştu. İnsanların satın alma gücü düşmüştü. O dönemde ülkenin bu sıkıntılara gelecek nesiller için katlanması gerektiğini kim anlayabilirdi?

Rahmetli Özal, yüksek enflasyon soncunda iktidarda kalamayacağını biliyordu, ama önemli olan iktidar değildi, Türkiye'nin geleceğini süratle sağlam bir yapıya kavuşturmaktı. Ve bunu başardı. Bizi hala ayakta tutan o zamanlarda yapılan altyapılar, elektrik santraller, uydular, telekomünikasyon teknolojileri, devleşmiş turizm, ihracat, ve rekabet edebilen sanayiimizdir. 

Toplu Konut Fonu, Savunma Sanayi Fonu, Sosyal Yardım Fonu gibi fonlar bugün yapılan yardımların hukuki ve maddi temelleridir.

Hatırlanır ise, rahmetli Özal, 1983 ‘te iktidar olduktan kısa bir süre sonra IMF’nin borcunu ödetip IMF’yi gönderdi. Yeni bir anlaşma yapmadı ? IMF devam etseydi, Özal’a bu dev yatırımları yaptırmazlardı. Türkiye o kısa süre içersinde yaptığı atılım ve yatırımları yıllarca yapamaz ve nüfusu artarak fakirleşen ülke olması kaçınılmazdı.
O günlerden beri yaşadığımız tüm ekonomik krizlere rağmen hala ayakta durabiliyorsak, o günlerde kurulan ekonomik kanunlar ve kurallardır. Bu sistemin prensipleri ile oynanmadığı takdirde, içindeki piyasanın denge sistemi işleyecektir.

Ancak, ekonominin doğal akışına müdahele asla yapılmaması gerekir. Maalesef son zamanlarda, piyasa dışı yanlış müdahele ve hamleler yapılmaktadır. Bu yanlışların bedelini sistem mutlaka bize bir gün ödetecektir.

Türkiye’nin eksikliği devlet adamıdır, siyasetçi ibadullah dolu.

Unutmamak gerekir 1989’a gelirken,  basın son derece rahat ve demokratik bir ortamda işlev görüyordu, hükümet veya bürokrasiden sıkıntı yaşamıyordu. 

Özal, Demirel İnönü, Türkeş, Erbakan aleyhine hatta bazen hakarete varan çizgiler ile alay edebiliyorlardı. Rahmetli Özal bu aleyhte yapılan karikatürleri isteyip Başbakanlık duvarlarına asardı. Farklı bir hoşgörü ve özgüven vardı. Hiç kimseyi mahkemeye vermemişti. Hiçbir gazeteci yazdıklarından dolayı işinden attırılmamıştı.
Ve tabiiki Anavatan Parti'sinin kaybetme sebeplerinden en önemlisi de , Anavatan partisi tüm rakiplerini küçümseyerek büyümelerini sağladı.

Bugün AKP’nin Ekrem İmamoğlu’na yaptığı gibi. Bedrettin Dalan, CHP adaynıı küçümsemiş ve % 70 oy alacağını ilan etmişti, ancak hiç tanınmayan Nurettin Sözen kazandı. 

1989 yerel seçimlerinde Anap, elleri kolları bağlı adamlar Çince konuşturuyor ve halka sakın başka partiye oy vermeyin yoksa biz onları anlamayız ve siz hizmet alamazsınız gibi korkutucu ve tehdit dici, bir kampanya yapılıyordu. 

Beka sorunu diyen Cumhur ittifak’da maalesef benzer hata yaptı.. 

1989 yerel seçimlerine giderken, yasakların kalkması ile birlikte, rahmetli Demirel, Ecevit ve Necmettin Erbakan'ın siyaset sahnesine dönmesi ile beraber , Anap icraatların yerine daha çok iç siyasete sürüklenerek, enerjisini hızla kaybetmeye başlamıştı.  Anap içindeki muhafazakar dindar kavgaları sonucunda Anavatan partisi son nefesini veriyordu.
Unutmamak gerekir, 1989’a gelirken,  basın son derece rahat ve demokratik bir ortamda işlev görüyordu, hükümet veya bürokrasiden sıkıntı yaşamıyordu. 

Farklı bir hoşgörü ve özgüven vardı. Hiç kimseyi mahkemeye vermemişti. 
1989 yerel seçimlerde, Anavatan Partisi, tüm rakiplerini küçümseyerek büyümelerini ve kazanmalarını sağladı. 

1999 VE 2001 KRİZLERİ ve İMF 

1999 yılında ekonomi, % 6 oranında küçülmüştü. Enflasyon rakamları % 70 olmuş, bütçe açıkları artmış ve hazine faizleri % 100 ü geçmişti.

O dönemde bankalar arası piyasada gecelik faiz % 6100’e çıkarken,  Merkez Bankası’nın döviz rezervi birkaç hafta içinde,  28 milyar dolar’dan, 22 milyar dolara inmişti. 2001 yılında patlayan kriz ile Türkiye ekonomisi, 19 Şubat’tan itibaren 1 hafta içerisinde  % 60 devalüasyon olmuş. Türkiye, kredi notu düşürülmüştü.

Böylece yabancı yatırımcı da desteğini çekmişti. İşsizlik oranı büyük artış göstermiş ve 1,5 milyon kişi işini kaybetmişti. Milli gelir, 200 milyar dolardan 140 milyar dolara kadar inmişti. Kişi başına yıllık gelir, 1000 dolar azalmıştı.  Türk lirasının alım gücü, 3’te 1’e düşmüştü. Ekonomi, % 8,5 oranında küçülmüştü.
2001 krizi ile , Dünya Bankası Başkan Yardımcılarından Kemal Derviş, Türkiye’ye getirilmiş ve ekonomiden sorumlu devlet bakanlığı görevi verilmişti.

Ardından kısa süre içerisinde Kemal Derviş’in Güçlü Ekonomiye Geçiş  yürürlüğe girmiş ve olumlu etkileri görülmüştü.

Ekonomik krize müdahalenin müsbet etkisi ise kısa zamanda görülmeye başlamış  cari açık azalmış, enflasyon düşmeye başlamıştı.. ANAP DSP VE MHP koalisyon hükümeti pozitif neticelere tam ulaşmaya başlamıştı’ki. Devlet Bahçeli erken seçim istedi.

BAHÇELİ NEDEN ERKEN SEÇİM DEDİ ?

Sayın Bahçeli’nin erken seçim merakı ilk o dönem başladı ve devam ediyor, önümüzdeki zaman içinde yine aynı talepte bulunabilir, ancak ciddi bir IMF standby ekonomi programı, anlaşması imzalandıktan sonra oldukça muhtemel.  

Eğer 2002 deki erken seçim’e gidilmeseydi, ANAP, DSP ve MHP normal süresinde yapılacak olan seçimleri kazanma ihtimali vardı veya en azından bu 3 parti baraj altında kalmayacaktı.  

Koalisyon hükümeti olumlu sonuçlar almaya başlamıştı. Bahçeli'nin erken seçim çağrısı koalisyon ortaklarını şaşkına çevirdi.  Arkasındaki sebepler hala kafamda soru işaretidir, ama kaderin cilvesi, MHP baraj altında kaldı, beraberinde DSP ve Anavatan’ı Meclis dışı kalmasını sağladı. Bahçeli istifa etti, ama 17 senedir MHP’ nin genel başkanı olarak devam ediyor, ilginç.                                                           
TAYYİP ERDOĞAN İKTİDARA GELİŞ SÜRECİ

AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan iktidara gelişi 28 Şubat 1997 post-modern darbesi ile başlamıştır. 12 Eylül 1980 darbesi arkasından Anavatan Partisi'nin iktidara gelişine çok benzer.

1970 lerdeki Milliyetçi Cephe hükümetlerinin yaşattığı kaos ve ekonomik sıkıntılar ile beraber, toplumda oluşan kültürel, dini, mezhepsel, ırkçı ayrışmalar sonucu değişim isteyen huzur isteyen toplum, 1983 te Anavatan ve Özal’ı isteyen aynı toplum. Bugün araştırma yapılırsa görülecektir’ki, AKP seçmeni’nin  % 85’i eski Anap’ seçmenidir.

1983 te darbe sonrası hissedilen duygular, 28 şubat sürecinde hissedilmiştir.  Ortak olan duygu, başı bağlı kızların üniversiteye alınmaması, dindar muhafazakar insanların kendilerini itilmiş ve dışlanmış hissetmeleri, bu yapıyı birleştirmiş ve siyasi tepkiler ile varlıklarını ortaya koymaya başladığı zamanları oldu.

Sayın Erdoğanın şiir okudu diye hapse atılması, halkın onu iktidara getirmesi olasılığını hayli  arttırdı.

Fizik’te etki, tepkiye eşittir kuralı siyasette geçerlidir, tepki olarak , karşısında, kendini Atatürkçü laik ve seküler tanımlayan insanlar ile ikinci grubu meydana getirdi.

Doğal olarak ikinci grup nüfus olarak çok daha fazla olduğu için ve Merkez sağ partilerin hükümetteki başarısızlıkları, merkez sağın alternatifi olarak o zaman aşırı sağ ve muhafazakar olan AK Partiyi iktidara taşımıştır. 

Yine aynı Özal gibi, Erdoğan’da halkın içinden zengin olmayan ve göründüğü gibi yaşayan namaz kılan muhafazakar yani tipik bir türk ailesi imajı oluşmuştur. 

Kanal 6 televizyonunda belediye seçim öncesi parmağındaki yüzüğünü göstererek 'benim tek varlığım budur, bundan başka bir varlığım olursa biliniz’ki ben haram yemişimdir' diyebilecek kadar cesur ve meydan okuyan tavırları ile halkın sevgilisi olmayı başarmıştır.

Hatta 1994 belediye başkanlığı seçimi öncesi Hürriyet gazetesi Tayyip Erdoğan'a zarar vermek maksatı ile manşetinden verdiği resimli haberde, İşte Erdoğan'ın oturduğu kaçak yapısı olan ev yani gecekondu manasında haber vermiştir. Bu haber Erdoğanın lehine olmuştu çünkü Istanbul'un çoğunluğu gecekondu tipi evlerde oturuyordu. 

AK PARTİ EKONOMİ KARNESİ?

Ak Parti şanslıydı aynı 2002’li yıllarda, dünyada likidite fazlası zaten vardı ve para bulmak çok kolaydı. ABD merkez bankası dolarlarını geri çekmeye daha başlamamıştı. Yani para boldu. 
Bugün, dış borçları 130 milyar dolardan 467 milyar dolara gelen Türkiye, borç bulmakta zorlanmaya başlamıştır.

Türkiye'nin CDS risk primleri 500 leri geçmiş durumda.  2017 sonunda 157 olan risk primi 2018 yılında 210 puan’dan bugün 500 lere gelmiştir.  Pakistan ve Mısır'ın bile risk primleri Türkiye’den çok daha iyi durumdadır, CDS risk primleri 240 puan civarındadır. 

1) Devlet ve Özel sektör dış borçları 2002’de 130 milyar dolar’dan bugün 467 milyar dolara çıkmıştır. 

2) 2001 krizinde % 11 civarında olan işsizlik, bugün 2019’da % 14.5 , gayri resmi rakamlara göre % 20 üzerinde.

3) Gençlerde işsizlik oranı is % 30 a yakın. 5 milyon civarı işsiz vardır.

4) 1990’lı yıllarda, dünya sıralamasında 16. sırada olan Türkiye ekonomisi 19. sıraya gelmiştir. 

5) 2002 yılında 1.67 olan dolar, 7.2 ye kadar çıkmış ve halk ne olacağı konusunda hala tedirgindir.

6) 2013 yılında kişi başına düşen milli gelir 12,480 dolardan, bugün 9,000 dolar civarına düşmüştür. Yani 2007 yılındaki miktara kadar gerilemiştir. 

7) Türkiye son 5 yılda % 30 civarında fakirleşmiştir. 

8) Gıda enflasyonun % 100 lerin çok üstündedir haliyle iktidara olumsuz yansımıştır.

9) Asgari ücret 2002’de AKP iktidar olduğu zaman asgari ücret o günkü dolar kuru ile 117 dolar’dı, 2014 yılına kadar 410 dolarlara tırmandı, çok müthiş bir artış ve artan satın alma gücü.  Fakat şimdi,asgari ücretin bugün 340 dolar. Doların 7.2 TL yi gördüğü zaman ise 280 dolara kadar düşmüştü.
Yani asgari ücret satın alma gücü olarak, 2005 yılı seviyelerine inmişti.

Hükümetler ekonomi ile ilgili icraatlarını MAKRO ekonomik rakkamlar ile anlatırken, Halkı MİKRO ekonomi ilgilendirir. Hükümet, dış borç, Merkez Bankası para arzı, bütçe, vergi gelirleri, cari açık, ödemeler dengesi gibi halkın anlamadığı ve hiçte ilgilenmediği jargonlar. 

Sevgili liderler, halk mikro ekonomi yani kendi ufak ekonomisini duymak istiyor. EYT’liler, asgari ücret, telefon, elektrik, mazot, benzin, su fiyatlarını, yol masraflarını hayat pahalılığını ve çocuğunun okul masraflarını duymak istiyor. 

Türkiye'nin makro ekonomik durumu yukarda çok açık. Bu makro dengeler tabiiki halkın mikro ekonomisini direkt etkilediğini biliyoruz. Ancak, akşamları TV’lere çıkan ekonomi kurmayları, siyasiler, bürokratlar, gazeteciler, akademisyenler ve diğerleri, laf kalabalığı ve gevezelik ile halkın herhangi bir sıkıntısı olmadığını herşeyin muhteşem olduğunu nasıl bir yüzsüzlük ile anlatıp kandırabildiklerini zannediyorlar? Bu tip insanlar TV lerde konuştukça  AKP oy kaybediyor.

Bizim milletimiz, alim olmayabilir, ama çok arif’tir. Ve bu toplum siyasetçinin çok önünde gitmektedir ama siyasetçi bunu farkında değildir.

TÜİK, enflasyon rakamlarını, enflasyon sepeti üzerinde nasıl bir manipülasyon yaparsa yapsın, pazara giden kadınlar gerçeği görür, ve fiyatları herkesten daha iyi bilir. 

2017 Ağustos ayında dolar 3.5 TL’den 2018 Ağustos ayın’da 7.2 TL oldu, %100 bir devalüasyon mevcut ve enflasyon % 20 civarı!! Böyle bir şey mümkün mü? Zaten sokakta gerçek enflasyon gözüküyor.

31 MART SEÇİMLERİNE NASIL GELİNDİ ? 

AK Parti, İstanbul, Ankara, Adana Mersin Antalya gibi önemli illeri kaybetti. Bugüne kadar böyle bir yenilgi almayan Ak Parti şaşkındı ve hala ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Ancak, 31 Mart öncesi hataları daha hızlı bir ivme ile yapmaya devam ediyor.

Ak Partinin, 1989 Anap yerel seçimlerinden ve 2002’ de genel seçimlerini kaybeden  ANAP DSP MHP koalisyonundan hiç ders çıkarmamış olduğu anlaşılıyor. 

17 seneden beri iktidarda olan bir parti neden bugün ne yapacağını bilemez duruma nasıl geldi ?  

Partileri iktidara getiren liderlerdir, Menderes, Demirel, Özal, Erdoğan gibi. Ama Liderleride ayakta tutan ekipleridir. Seçimi lider kazandırır, ekibi lideri ayakta tutar. Ekipler iyi değilse lider’de ayakta kalamaz. 

AKP iktidar olduğu zaman, İMF programı başarılı bir şekilde 2008 e kadar yürüten iyi bir ekibi vardı. Zaten 2008 krizinden sonra ivme yavaşladı ve ekonomide yalnışlar başladı.

İşler iyi gittiği dönemler’de Erdoğan'ın yakınındakiler, biz daha iyi yapabiliriz diyerek, danışmanları, yakın güvendikleri insanları Erdoğan'ın etrafına doldurmaya başladılar. Çünki yanındaki insanlara güveniyordu, bu da doğaldır.  Fakat bu insanların Erdoğan'a önerdiği bürokratlar , bakanlar danışmanlar kapasitelerinden veya liyakatından ziyade sadakati öne çıkararak önerdiler.

Bakanları atayan Cumhurbaşkanı ve yine bakan yardımcılarını ve hatta üst düzey bürokratlarıda atayan Cumhurbaşkanı. Bu durumda, hangi bürokrat veya bakan yardımcısı Bakanı dinler ? Sonuçta hepsini atayan ve arkasında olan Cumhurbaşkanı. Hiyerarrşi yok, asker yok, herkes komutan.

Bu durumda devleti çalıştırmak imkansız.
İşi ehline verin diyen, Peygamberimizdir. İhtisas ve bilgiye önem verilmedi. Birikimi olan insan sayısı çok azı göreve geldi. Ve yaptıkları tüm yanlışlar hükümete doğal olarak mal oldu.

Satın alma gücü ve asgari ücret reel olarak 10 sene gerisine gitti. İnsanlar net olarak fakirleşti ve bunu her gün yaşamaya başladılar. 1989’ Anap, ve 2002 de koalisyonun kaybetme sebepleri çok açık ortada, halkın ekonomisi!! Halkın ekonomisi ile ilgili işler çok iyi denildiği zaman halkın öfkesi artıyor. 

AKP,  gazeteleri ve televizyonları ne kadar kontrol ederse etsin, sosyal medya her şeyi milyonlara duyurabiliyor. AKP sosyal medyayı uzun süre inkar ederek, kullanmakta geç kaldı.
AKP’nin başkanı ve önemli kurmayları halka kızarak ve bazen bağırarak konuşmaları, rahatsızlık boyutlarını arttırdı. 

Seçim kampanyalarında, insanları 'Beka sorunu var' diye korkutmaya çalışmak ters tepmiştir. 'AKP ye oy verirseniz cennete gidersiniz, yoksa din elden gider' gibi söylemlerin milleti aptal yerine koymaktan farklı olmadığını halk anladı ama AKP hala anlamadı.

Dış politika yıllardan beri yapılan yalnışlar sonucunda, ekonomiye ciddi zarar vermeye başladı. Bugün yanı başımızdaki Mısır, Suriye , İsrail, Libya, Yunanistan ilişkilerimizin kötü olması sonucu ticaretimizde durmuştur. Bu ticaretin halka yansımaması mümkün değil.

Ekonomi ile ilgili konuşan kişilere halk güven duymadığı gibi iç ve dış yatırımcılarda güvenmiyor. İsrar etmek yanlış olduğu hala anlaşılmadı, piyasalar ile kavga eden kaybetmeye devam eder. 

Dini ve manevi değerleri söylemleri ile tepki toplayan AKP’li milletvekilleri, partililer, Sayın Erdoğana’a dokunmak ibadettir gibi, ve dinimizde Peygaberimiz için bile söylenmemiş cümleler ile insanları kızdırıldı.  Bu tip söylemler halkın arasında yavaş yayılır fakat etkili olur .

Yolsuzluk söylentileri ve israf harcamaları normal şartlarda halkın gündemini çok etkilememiştir. Ancak, halkın ekonomisi sıkıntıya düştüğü andan itibaren, tepkiler bir anda patlar. Saraylar, uçaklar, 60 arabalık konvoylar eskiden rahatsız etmezdi ancak sıkıntıda olan halkı normalden fazla şimdi rahatsız etmekte.

AKP’nin 2002’deki mütevazılık halkın içinde olmak, gösteriş ve kibirli olmamak gibi olguları yok oldu...

Ahmetözalbenbufilmigörmüştüm