Utanmadan saf tuttular!
Çocukluğumda O'nu heybetli dev gibi bir adam olarak hayal ederdim. Oğlu Serdar Denktaş ile Ankara'da aynı ilkokuldaydık. Nenehatun Caddesi'nde küçük ve mütevazı bir apartman dairesinde otururlardı. 1967 Yılı'nda gizlice adaya girmek isterken Rumlar tarafından yakalanıp tutuklanmıştı. Hayati tehlikesi vardı.
Serdar'a, üzüntülü gözlerle bakar, babası ölümle burun buruna olan bir çocuğun hangi duygular içinde olduğunu hep merak ederdim.
Sonra kendisini tanıdım. Ufak tefek, üstelik göbekli bir adamdı. Ama, çocukluğumdaki algı hiç değişmedi. Rauf Denktaş, dünyada eşi ve emsali zor bulunacak bir devdi!
Dava, devlet ve halk adamıydı. Doğa ve hayvan sevgisi ile dolu bir insanlık anıtıydı.
Üstelik gerçek bir demokrattı.
* * *
O, ömrünü Kıbrıs'a ve Kıbrıs Türkü'ne adadı.
Ama hak ettiği karşılığı alamadı!
Annan Planı'nın tartışıldığı dönemde Avrupa'dan Denktaş karşıtlarına para yağdı. Kıbrıs Ticaret Odası'na, bir kalemde 750 bin Euro para verildi. Bunun karşılığında da Denktaş'a sövmeleri istendi.
O günlerde eski AB Büyükelçisi Karen Foog, Ankara'dan ayrılmadan önce İstanbul'da bir toplantıya katıldı.
Çevresindekileri süzdü. Baktı ki, hepsi dilediği gibi yönlendirdiği isimler. Pervasızca konuşmaya başladı:
- Kıbrıs Halkı'nı Denktaş'a karşı ayaklandıralım.
Bedelini de ödeyeceklerini söyledi:
- Biz de size destek verelim.
Ancak, bir hata yaptı. Çünkü, o toplantıda TV 8'in Lefkoşa Temsilcisi Mete Tümerkan da vardı. Tümerkan, Karen Fogg'un, planlarını deşifre etti. Buna rağmen, geri adım atmadılar. Hiç sıkılmadan Avrupa'dan parayı aldılar. Karşılığında da utanmadan Denktaş'a acımasızca saldırdılar.
Kıbrıs'ta mitingler düzenlendi...
O mitinglerde tek bir Türk Bayrağı bile taşınmadı. Hepsi, ellerindeki AB Bayrakları'nı sallıyorlardı.
Bülent Ecevit'e ağza alınmayacak sözler söylediler.
Rauf Denktaş'a alabildiğine küfrettiler.
Oysa, Denktaş hayatını onlar için mücadeleye adamış bir isimdi. Ecevit de Başbakanlığı döneminde Kıbrıs Barış Harekâtı ile onların ana ve babalarını kurtarmıştı. Ada'da soykırıma uğramalarını ve Rumlara köle olarak yaşamalarını önlemişti.
Denktaş ve Ecevit'in gösterdiği çabaların ödülü bu oldu!
O gösterilerde Türk Ordusu da yerden yere vuruldu. Ellerde, "Kıbrıs'ta işgale son" pankartları taşındı.
Oysa, Türk askeri onların rahat yaşamaları için kanını dökmüştü. Onları, Rum çetelerin elinden kurtarmıştı.
Yetmemiş, yıllarca ırzlarına, namuslarına, canlarına ve mallarına bekçilik etmişti.
Ödülü yine nankörlük oldu!
Rauf Denktaş, Türkiye'den de destek gören bu alçaklık karşısında kale gibi durdu.
* * *
Kendisinden dinlemiştik. ABD Büyükelçisi 1999'da Ada'dan ayrılırken, Denktaş'a aynen şunları söylemişti:
-Şu anda elimizde 2.800 kişilik bir liste var. Bu sayı, 12.000'e ulaştığında Kıbrıs meselesi çözülmüş olur.
Bunlar hainler listesiydi! Yılarca batıya taşındılar. Ceplerine paralar konuldu, sırtları sıvazlandı. KKTC, Denktaş ve Türkiye'ye düşman edilmeleri için elden gelen yapıldı.
Bu isimlerinin çoğu "Kıbrıslı Dergisi"nde yayınlandı. İlginçtir, hiç biri itiraz etmedi. Aralarından "Hayır, bizi yönlendiren olmadı" diyen de çıkmadı.
İşte Denktaş, bunlarla birlikte Türkiye'deki işbirlikçileri ile de uğraştı.
Canını, ırzını, namusunu ve malını kurtardığı insanlar, kendisini arkadan hançerledi.
Denktaş, onlara da sahip çıktı. Onların da hak ve hukukunu korudu. Son nefesine kadar doğruları anlatmaya çalıştı.
O büyük insan dün toprağa verildi. Ada, tarihi boyunca böyle bir cenaze töreni görmedi. İlginçtir, kendisine sövenlerle, yok etmeye çalışanlar da oradaydı. Utanmadan naşının önünde saf tuttular.
Denktaş, yine büyüklüğünü gösterdi!
Emin Pazarcı - Takvim