Geçen yıl bir avukat beyefendi; Çocuk istismarı ile ilgili protestolara kesinlikle karşıyım demişti de; ben de şaşırıp kalmıştım. Pek öfkelendiğimi, “Entelliğin de …unu çıkarmak bu artık, yuh!” falan dediğimi hatırlıyorum.
Bu günlerde düşünmeye başladım bu sözü enine boyuna. Haklı bir tarafı olabilir gibi gelmeye başladı. Çocuk istismarı ile ilgili haberlerle eskiden bu kadar çok karşılaşmıyorduk sanki. Neredeyse her gün bu konuyla ilgili bir haber okuyorum. Fakat sonra düşünüyorum; hayır diyorum, çocuk istismarı ezelden beri aynı oranda vardı. Sadece eskiden daha gizliydi. Bu kadar çok haber yapılmıyordu. Dolayısıyla insanlar böyle bir tehlikenin çok da farkında değillerdi ve baş kaldıramıyorlardı.
Bu haberler elbette ki üzüntü, nefret gibi bir sürü duyguyu en sert haliyle yaşamamıza sebep olsa da, çok genel bir tabirle “rahatsız edici” bir özellik taşıyor.
Bu noktada ilk olarak; bu haberlerin bu kadar çok karşımıza çıkması acaba; rahatsız edici tarafını törpülüyor mu? Yani bir süre sonra çocuk istismarı ile ilgili haberler artık sıradan başlıklar haline mi gelecek bizler için?
İkinci olarak da; bu haberler eşeğin aklına karpuz kabuğu mu düşürüyor? Toplum içinde sapık ruhlu bir sürü insan var ne yazık ki. Bu insanlar bu tür haberlerden cesaret alıyor olabilir mi?
Bu sorular kafamın içinde dönüp duruyor zaman zaman..
Tabi ki işin şöyle gerçek bir tarafı da var ki; bir suç ya da haksızlık söz konusu olduğu vakit, halkın o konuyla ilgili tepkisi oldukça belirleyici, yönlendirici, uyandırıcı bir etki taşır. Çocuk istismarı ile ilgili duyarlı halktan gelen tepkiler de son derece önemli. Bu tepkiler hukuku ve kanunları da dolaylı yoldan etkiler.
Yine son günlerde okuduğum haberler arasında hukuki anlamda olumlu haberlere de rastlamadım değil. Örneğin özellikle bir tanesi beni çok sevindirdi; çünkü Yargıtay’ın içtihat yolunu açan örnek bir kararı niteliği taşıyor. Haber şöyle; “İlköğretim öğrencisi 3 kız çocuğuna, okul merdiveni altında cinsel istismarda bulunan S.M. isimli şüpheli hakkında, mağdur çocukların açık kimlik bilgileri tespit edilmeden, görgü tanıklarının ifadeleri ve olay yerinde bulunan meni örnekleriyle dava açıldı. Kırklareli Cumhuriyet Başsavcılığı, çocukların açık kimliklerini tespit etmeye çalıştı ancak, yapılan tüm araştırmalar sonuçsuz kaldı. Olayın okul bahçesine olması nedeniyle, araştırma özenli ve gizlilik içinde yapıldı. Çocukların kimlikleri belirlenmeye çalışılırken, daha fazla mağdur olabilecekleri endişesiyle araştırmaya son verildi. Başsavcılık görgü tanıklarının ifadeleri ve dosyadaki bulguların davanın açılması için yeterli olduğuna kanaat getirdi. Ancak, Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi, mağdurların açık kimliklerinin olmadığı iddianameyi kabul etmedi, iade etti. Adalet Bakanlığı yazılı emir yoluyla devreye girdi. Dosya Yargıtay’a geldi. Yargıtay 14. Ceza Dairesi, ‘Suçun mağdurlar üzerinde doğuracağı olumsuz etki göz önüne alındığında, kimlik bilgilerinin tespit edilmemesinin suçun oluşumunu etkilemeyecek olmasına’ vurgu yaptı. Görgü tanıklarının, çocukların cinsel istismara uğradıklarını görmelerinin, olay yerinde bulunan meni örnekleriyle de şüphelinin DNA’sının uyumlu olmasının, davanın açılması için yeterli görüldüğünü bildirdi. Yargıtay ‘Esasen ve gerçekte ortada suçun mağdurunun var olduğu, yapılan soruşturmada toplanan delillerin kamu davasının açılmasına ilişkin yeterli şüphe oluşturduğu’ yorumuyla, Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi’nin iade kararını bozdu ve yargılamanın başlaması için dosyayı mahkemeye gönderdi.”
Bu karara Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Kemal Yıldız gibi; “Yargıtay bu kararla kanunun bir kenara bırakıp içtihati bir yorum yapmış. Kanunun bir kenara bırakıp yeni kural yaratılamaz. Mağdurun kimliği belirlenmeden yargılama yapılamaz” şeklinde yorumlar yaparak karşı çıkanlar da olmuş.
Ben de bu noktada diyorum ki; bu ülkede yargı insanı çileden çıkaran bir dolu karar veriyor. Hepsinin gerekçesi de aynı “Kanun böyle diyor”! E bir zahmet kanunu değiştiriverin siz de o zaman. Elbette hepimiz, değişsin demekle kanun değişmeyeceğini, bu işlerin öyle kolay olmadığını biliyoruz; fakat halkın iradesi bir ise, vicdan diye bir şey var ise bu kanunlar eninde sonunda pekala değişir. Kanun değişmese uygulama değişir, sonra yine kanun değişir.
En nihayetinde diyeceğim şu; tabi ki de çocuk istismarı ile ilgili haberler kamuya duyurulmalıdır; fakat bana kalırsa haberin duyurulma şekli değiştirilmelidir. Nasıl? Şöyle; haber “40 yaşındaki adam komşunun 4 yaşındaki kızına tecavüz etti !” şeklinde değil de; “Tecavüzcüye ömür boyu hapis!” şeklinde verilmelidir. Yaptırım öne çıkarılmalı, eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürecek şekilde değil de, eşeğin aklından karpuz kabuğunu çıkaracak şekilde yapılmalıdır.