Ömrünü davasına adayan, hayattayken efsaneleşen bir lideri kaybettik. Halkının, ülkesinin çıkarlarını savunduğu için 'uç milliyetçi' diye tarif ediliyordu. Bu tanımı kullananların bazıları onun bu tutumundan rahatsızlık duyarlardı. Birisi de Mehmet Ali Talat'tı. Dünya ne garip değil mi? Ülkesinin ve milletinin menfaatlerini savunmak artık 'suç' gibi gösterilir oldu.
Yaşamını kaybettiği gece TV ekranlarına takılı kaldım. Onun hayat hikayesini dinlerken içim cız etti. Eşinin, kızının anlattıkları hüzünlendirdi beni. Rüyasında bile Kıbrıs ve Kıbrıs Türkünü sayıklayan kaç tane liderimiz kaldı acaba?
Güzel insan, büyük lider mekanın cennet olsun. Allah gani gani rahmet eylesin. Sen daima gönlümüzde olacaksın.
BAŞBUĞ
Org. Başbuğ'un tutuklanmasıyla ilgili birşeyler yazamadım. Herşeyden önce gelişme üzüntü verici. Kimse böyle bir olayın yaşanmasını tasvip etmez. Cezaevinde Başbuğ'dan daha alt rütbelerde askerler de var. Onlar hapsedilirken Başbuğ'a gösterilen tepkiyi göremedim. Adalet, hukuk insanların sıfatına göre değerlendirilebilir mi? Nasreddin Hoca'nın kürk hikayesi gibi. Halbuki kişiye, sıfata göre olan hukuka hepimizin kızması gerekir. 'Adalet önünde herkes eşittir' deniyorsa olması gereken budur. Tabi Türkiye'de bu realite olmadığı için anlaşılan gidecek çok yolumuz var.
Diğer bir husus; TSK'ya komuta etmiş birine yakıştırılan 'terör örgütü lideri' ifadesi. Gerçekten üzüntü verici. Kabul edilmesi zor bir itham. Türk halkı olarak askere sonuna kadar sahip çıkmamız gerektiğine inanıyorum. Koskoca bir kurumun içinde hatası olanların varlığını kabul etmeliyiz. Ancak bunları mazeret yapıp kutsal ocağı hırpalamamamız gerekir. Ateş çemberinde yaşadığımızı hatırlarsanız sığınacak dalımızın ordumuz olduğunu daha iyi idrak edersiniz. Allah sağlık içinde bu kötü günleri sonlandırmamızı nasip etsin.
Sevgiyle kalın.