Ortadoks Roma kiliselerinin kışkırtmasındaki Bizans ordularının yağma ve saldırıları Asya-Avrupa ticaretini ellerinde tutan kavimleri bozkırdan gelen, dürüst ve cengaver Türk silahşörlerine yakınlaştırdı. Bozkır kavimlerine mensup cengaver Türkler; dostluk, yiğitlik veya hüner için dövüşebiliyordu. Selçukoğulları denilen bu yapı yağmacı eşkıya ve Bizans askerleri başta olmak üzere, Pers, Gürcü, Pontus ve Arap kuvvetlerine karşı vuruştu. Bu Türk öncüleri ticari hayatı elinde tutan yerel kavimlerden destek aldı.

Osmanlı bünyesinde Museviler etkinliklerini zamanla artırdı. Tıp Alimi İshak Paşa 1. Murat’ın doktoru oldu. Bu durum, hanedan doktorlarının Musevi olması geleneğinin başlangıcıydı.

Kanuni Sultan döneminde Yeniçeriler Galata Bankerleri'nin alacaklarını tahsil etmek gibi bir işe soyunurmuş. Yakın geçmişte bizim çek - senet mafyası olarak bildiğimiz bir tarz gibi...

15. yüzyılın sonunda ve 16. Yüzyılın başında Katolik Kilisesi, din sayesinde siyasi ve ekonomik bakımdan kendine önemli ve etkili bir konum sağlamıştı. Dini, kendileri ve yandaşlarının çıkarları için cüretkar şekilde kullanan Ruhban Sınıfı da tepkilerin odağı olmuştu. Bu gerçekler Hristiyan kavimlerin gelişimini durdurmuştu. Hristiyanlar Ruhban Sınıfı karşısında hukuksal korumadan da yoksun kalmıştı.

O dönemde Hristiyan toplum yıkıma giderken İslam yükselen değer oluyordu. İslamiyet, Hristiyanlıktan daha fazla dünyevi yaşama izin veriyordu. Bu nedenle daha fazla tüketme ortamı hazırlıyordu. Böylece islamiyette sınırlı üretim ve geniş ticaret yapma olanağı bulunuyor; bu belli oranda teknolojiyi getiriyor, teknoloji bilgiyi, bilgi de sınırlı bir özgürlüğe dayanıyordu. Bu nedenle Endülüs ve Sicilya da gemicilik, astronomi, matematik, tıp, edebiyat, geometri, kimya, cebir gelişiyordu.

Buna karşılık Papalık, Hristiyanlığı tekeline alıp soysuzlaştırıyor, Ruhban ve onun kaba kuvvetini oluşturan derebeylerinin dışında tüm Avrupa’yı kara bir taassubun (Bir düşünceye, bir inanışa aşırı ölçüde bağlanıp ondan başkasını düşünememe durumu, bağnazlık) kıskacına alıyordu.

Kilise’nin uhrevi, derebeylerinin dünyevi baskısı altında bunalan ve özgürlüğü sadece nefes alma olanağı ile sınırlı olan halkın giriştiği harekete ‘dinsel reform’, dünyevi, yaşama özgürlüğünü artırmak için girişilen harekete ‘Rönesans’ deniliyordu.

Dünya yaşamı üzerine konulan dinsel taassup ipoteği, Rönesans hareketiyle gerilemeye başlıyordu. Rönesans ve Dinsel Reform Avrupa’ya kurtuluş reçetesi oluyordu. Dünyevi yaşama imkan sağlayan reform ve Rönesans tüketimi kışkırtırken tüketim de üretimi zorlamaya başlamıştı. Bu teknolojide gelişmeyi getirdi. Teknolojideki ilerleme bilgi ihtiyacını tetikledi ve akademik bilginin ehemmiyeti görüldü. Akademik bilginin hayat damarı ise özgürlüktü. Özgürlük Rönesans ve Dinsel Reform’un ruhundaki enerjinin kendisiydi.

Murat Çulçu’nun ‘Marjinal Tarih Tezleri’ adlı kitabında 'Uluslararası Ticaret Oligarkları'nı, Kartaca’nın mirasçıları olarak da nitelendirirken yeni dünya düzenini de Kartaca Modeli'ne benzetiyor. Oligarklar, paranın yönünü dolayısıyla tarihin seyrini belirliyor.  Paranın borusu hiç susmadan ötmeye devam ediyor. Bilim, teknoloji, üretim ve organizasyon yeteneği devletlerin kalibresini belirliyor. Her türlü taassup ise özgürlüklerin ve ilerlemenin önüne set çekiyor.