Makarios öldü mü öldürüldü mü?

Kıbrıs Ortodoks Kilisesi’nin başı, ruhani lider Başpiskobos Makarios, 3 Ağustos 1977 de ölmüştü. Sağlığı yerindeydi. Şahsi doktoru Vassos Lissarides idi. Onun yardımcısı olduğu söylenen bir de Türk doktor vardı. Rivayete göre Dr. İhsan Ali de Makarios’un sağlığı ile yakından ilgilenirdi. Kesinlikle Makarios hastalanıp, şifasız bir hastalığa yakalanarak, uzun süre yatakta tedavi dönemi yaşamadı. Ölümünü bazı kaynaklar şüphe ile karşılamıştı. Hatta, bazı çevreler “zehirlendiğini” ölümünü isteyenlerin onu sessizce ortadan kaldırdığını ileri sürmüştü. Kimi şüpheci Makarios yakınları, “onu zehirlediler, yiyeceğine içeceğine zehir kattılar ve tedricen, şüphe bırakmayacak şekilde, ölümünü sağladılar” iddiasında bulunmuştu.

Makariosun dini liderliğe tırmanışının hemen arkasından siyasi liderliğe de yükselmesi zor olmamıştı. Adayı Yunanistan’a ilhak etmek için yola çıktığını açıklayınca Kıbrıs Rum halkından ve Yunan siyasi-askeri makamlarından büyük destek almıştı.

İngiliz sömürge idaresine karşı 1 Nisan 1955de başlatılan silahlı isyanın gerisinde Ortodoks kilisesi ve Başpiskopos Makarios vardı. Ön planda ve yer altı örgütü EOKA’nın başında ise Georgios Grivas vardı. (Kod ismi Diğenis) idi. Aslen Trikomolu-Yeni İskeleli, Grivas Yunan ordusunun acımasız subay olarak yetiştirilmiş ve Yunanistan’daki Komünistlere karşı ezme operasyonları ile ün salmıştı. İnsanları acımadan öldürten, gözlerini oydurtan bir Gladio adamı idi. Devletin, hükümetin desteğinde kurulan asker içinde asker, hükümet içinde hükümet dedikleri derin devletin ve de Amerikanların değer verdiği uzmandı.

İşte bu azılı katili Kıbrıs’a getiren Makarios ve göz yuman İngilizdi. 1955 – 58 yılları rasında Makarios-Grivas çok sıkı çalışmıştı. Koloni idaresi, yeraltı EOKA tedhiş örgütünü Makarios ile Grivasın müşterek yürüttüklerini biliyordu. Makarios’u Seyşel adalarına sürdü. Grivas’ı yakalamak için de önce Vali Harding’i sonra da Komutan Darling’i görevlendirmişti.

İngilizler adayı Rum’a teslim etmeye çok yaklaşmış, onlara nice bağımsızlık planları sunmuştu. Ama, Rum liderliği illa da ENOSİS istiyordu ve ancak onu kabul edebileceklerini duyurmuştu. Bağımsızlık mücadelesi diye ilk günlerde ilan ettikleri silahlı isyanın esas amacının adayı Yunanistan’a ilhak olduğunu kısa süre sonra açıklamışlardı.

İngilizin oyunları sonucu iki halk birbirine savaş açmış ve sonunda 1958 sonu ve 1959 başlarında Zürih ve Londra’da yapılan anlaşmalarla Kıbrıs’ta bağımsız bir ortaklık cumhuriyeti kurulmuş ve İngiliz Dikelya ile Ağrotur üslerini (14 tane de küçücük İngiliz dinleme merkezlerini) alarak kenara çekilmişti. Yine de durumu karıştırmaktan asla uzak durmamış ve iki halkın 1963 de tekrardan savaşmalarını ayarlamıştı. Makariosun Türk tarafına verdiği meşhur 13 maddelik ultimatomu da İngilizlere danıştıktan sonra hazırlamıştı Makarios hazıretleri, denilmektedir.

Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ve hükümetini silah zoru ile ele geçiren Rumların başına Seyşel’den getirilip Londra’da Kıbrıs anlaşmasını imzalayan Makarios oturtulmuştu. Ama hemen akabinde Panayada yaptığı konuşmada Makarios, “Bu anlaşma, EOKA kahramanlarının ve Kıbrıs Rumları’nın hedeflediği, arzuladığı sonuç değildir. Şu anda elde edilebilecek olandır. Kahraman savaşçılarımızın mücadelesi Enosis’le sonuçlana kadar sürdürülecektir. Bu günkü anlaşma Enosis’e bir sıçrama tahtasıdır” şeklindeki beyanatı ve nutku ile açığa çıkmıştı.

Enosis’i nasıl gerçekleştirebileceklerinin Planı- AKRİTAS planı- bizzat Makarios, Grivas, Klerides, Yorgacis ve Tasos Papadopulos ve danışmanları tarafından hazırlanmış ve 1963 Noel paskalyasında yürürlüğe konmuştu.

Enosis’i asla kabul etmeyeceklerini ilan eden Kıbrıs Türkleri, TMT ile direnişe geçmiş ve ondan sonraki Rum baskıları yoğunlaşmıştı. (Ya taksim ya ölüm sloganı ile adanın yarısına olsun talip çıkmışlardı) Yorgacis-İçişleri Bakanı olarak, Türklerin gettolara kapatılmasını, yollarda barikatlar kurularak Türklerin taciz edilmesini, tutuklanmasını, kaçırılmasını ve kaybedilmesini gerçekleştirmiş, yıllarca Türklere ızdırap ve işkence lideri olmuştu.

Küçümsedikleri TMT direnişi karşısında bocalayanlar Tillirga’ya, Köfünye’ye uyguladıkları kuşatmalarla Türkiye’nin bizzat müdahalesine neden olmuşlardı. Mansura-Tillirga 8-9 Ağustos’da Türk hava gücünün müdahalesi ile işgalden ve toplu katliamdan kurtulmuştu.

Köfünye muhasarasından sonra da Türkiye’nin sert notası Grivas’ın adadan gitmesine ve Makarios’un artık Enosis’i gerçekleştiremeyeceğini anlamasına sebep olmuştu. Grivas ve Atina ile arası taktik değiştirmesi sonucu açılan Makarios’un ortadan kaldırılması için 3 kez suikast düzenlenmiş, bombalanmış, helikopteri vurulmuş ve bu tertipler başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Atina cuntası ile arası iyice gerginleşen Makarios’a karşı nihayet 15 temmuz 1974 de kanlı darbe uygulanmıştı. Makarios sarayından son anda kaçmayı ve İngiliz’e sığınmayı başarmış, Baf’tan bir gizli radyodan ilan etmişti. “Ben Başpiskopos, Cumhurbaşkanı Makarisum, hayattayım, ölmedim, darbeye karşı direniniz, adamız Yunan işgaline uğramıştır” demişti.

Adadan daha sonra İngilizler tarafından gizlice kaçırılıp İngiltere’ye ordan da Amerika’ya ulaştırılan Makarios, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne hitaben şöyle haykırmıştı: “Ülkem Yunan orduları tarafından işgal edilmiştir. Birleşmiş milletler ve garantörler neyi bekliyor.”

İşte bunun üzerine ve Kıbrıs’ta dökülen kanı durdurmak, katliamlarla karşı karşıya kalan Kıbrıslı Türkleri kurtarmak için TC hükümeti harekete geçmişti. Başbakan Bülent Ecevit londra’ya uçarak diğer garantör İngiltere ile birlikte adaya müdahaleyi önermiş ve fakat reddedilmişti.

20 Temmuz’da tek başına askeri müdahalenin kaçınılmaz olması üzerine Kıbrıs’a denizden ve havadan müdahale etmişti. Barış görüşmeleri başarısızlıkla sonuçlanınca da ikinci harekat ile de 16 Ağustos 1974 akşamına kadar adayı ortasından ikiye bölmüş, güvenlik hattı çizmiş ve BM’nin çağrısı üzerine ateşkesi kabul etmişti.

Yıllarca Kıbrıs müzakereleri sürmüş ve nihayet zorda kalan Makarios 1977 de Denktaş Bey’le yaptığı zirve görüşmesinde BM Genel Sekreterinin huzurunda iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı yeni Kıbrıs Cumhuriyetini kurmayı kabul etmişti. Bunu çaresizlik içinde yaptığını da söylemiş olmasına rağmen, gözden düşmüştü.

Kimlerine göre o doruk anlaşmasını imzalamanın, adanın tümünü bir bütün olarak Yunanistan’a teslim edeceğim dedikten sonra bir anlaşmayı ve uzlaşmayı kabul etmenin ızdırabına dayanamamış, kimilerine göre de birkaç ay sonra yakınları ve güvendikleri tarafından zehirlenerek öldürülmüştü. Tıpkı Yorgacis’in 1970’de ‘CIA ajanıdır’ diye yunan Cuntası’nın görevlendirdiği çok yakını bir subay dostu tarafından Haspolat-Mia Milia ovasında vurularak idam edildiği gibi…

Geçtiğimiz 3 Ağustos’da Maşera Manastırı’nda Makarios için anma töreni düzenlenmiş. Bütün Rum siyasi, askeri liderleri orda endam etmiş. Ateşli konuşmalar yapılmış. Kıbrıs’ı, vatanlarını, mülklerini, Girne’yi, Değirmenli’ği, Maraş’ı, Güzelyurd’u yeniden kurtarıncaya kadar mücadeleyi sürdüreceklerini duyurmaktan geri kalmadılar. Ama, hiçbir kimse Galgari Üniversitesi profösörü Panayotis Afksentiyun’un yazdığı gibi çıkıp da çok hata yaptıklarını, suçlu olduklarını, doğruları ve gerçekleri halklarından gizlediklerini kabule yanaşmadılar.

Makarios kendi eceli ile mi öldü, yoksa zehirlenerek mi öldürüldü? İhanet dosyalarının açılması ile elbette bir gün mutlaka açığa çıkacaktır. Ancak, o ihanet dosyalarını açabilecek Rum veya Yunan liderleri, gazetecileri, araştırmacıları çıkabileceğine ben inanamıyorum. Çünkü birkaç kez açılması telafuz edilirken konu kapatılmıştır.

Kanlı 74 darbesinden sorumlu sanki de tek Nikos Samsun (EOKA tetikcisi) ve 15 temmuz 1974’den 20 Temmuz 1974’e kadar Yunan Cuntası tarafından Kıbrıs Cumhurbaşkanlığına oturtulan kukla idi ve yalnızca o cezalandırılmıştı.

Tasos Papadopulos ve Klerides ne Makarios’u, ne Yorgacis’i ne de tetikci ve MAHİ gazetesi sahibi Nikos Samsun’u Gladio denilen ve Amerikanlar tarafından icat edilen derin devlet ve karanlık operasyonlarından kurtaramadı. Onların da sonunun ne olacağını Allah ve gizli, derin devleti yönetenler bilir.

Tarih elbette bir gün yazacaktır…

Tıpkı 8 Ağustos’da anmaya hazırlandığımız Mansura-Koççina-Erenköy direnişimizi ve bir avuç insanımızın fedakarlıklarını, kahramanlıklarını, Türk hava gücünün müdahalesini, Cengiz Topel’in ve diğer şehitlerimizin destanlarını yazdığı gibi…