Önce İnsan Sonra Haber

Lağım orada. Saray hissetmiyor, kokuyu...

Neden savcılar harekete geçmiyor? Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir kabile devleti mi oldu? Nerede bu savcılık?

Gündem 8 Haziran 2021 Salı / 4 gün önce
Lağım orada. Saray hissetmiyor, kokuyu...

Ekleyen: Kozmiktürk

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Koku bütün Türkiye’yi, bütün dünyayı sardı, Saray hissetmiyor. Çünkü lağım orada. Saray hissetmiyor, kokuyu hissetmiyor. Türkiye’yi temelden sarsan bir sürü açıklamalar var. Saraydan tek cümle bile yok. Niçin? Bu lağım çukuru, bu kadar kokuyu dünyaya yaymışken, neden kimse konuşmuyor? Neden savcılar harekete geçmiyor? Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir kabile devleti mi oldu? Nerede bu savcılık? Ben konuşurken 24 saat bile geçmiyor harekete geçiyorlar. Lağım basmış, yolsuzluklar diz boyu. Bir Allah’ın kulu kalem bile oynatmıyor, oynatamıyor” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşması özetle şöyle:

KOKU DÜNYAYI SARDI SARAY HİSSETMİYOR ÇÜNKÜ LAĞIM ORADA: Bunlar gündem değiştirmeye de yönelik biraz. Gırtlağına kadar lağım çukurunda olan bir siyasi iktidarın Türkiye’ye yararı olamaz. Ben ‘lağım borusu patladı’ dedim meğer çukurun içinde. Koku bütün Türkiye’yi, bütün dünyayı sardı, Saray hissetmiyor. Çünkü lağım orada. Saray hissetmiyor, kokuyu hissetmiyor. Türkiye’yi temelden sarsan bir sürü açıklamalar var. Saraydan tek cümle bile yok. Niçin? Bu lağım çukuru, bu kadar kokuyu dünyaya yaymışken, neden kimse konuşmuyor. Neden savcılar harekete geçmiyor? Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir kabile devleti mi oldu? Nerede bu savcılık? Ben konuşurken 24 saat bile geçmiyor harekete geçiyorlar. Lağım basmış, yolsuzluklar diz boyu. Bir Allah’ın kulu kalem bile oynatmıyor, oynatamıyor. Dönüp bize ‘demokrasi var’ diyorlar. Sen onun benim külahıma anlat. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir hukuk devleti olmaktan çıkmıştır. Yargı asla ve asla tarafsız ve bağımsız değildir. Talimatla iş yapan yargı vardır. Hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur. Sabahın köründe kapınız kırılabilir ve içeri polisler girilebilir, çocuğunuza da akrabanıza da silah doğrultulabilir, öldürtülebilir.

DIŞ GÜÇLER YAPIYORSA 19 YILDIR SEN İKTİDARDA DEĞİL MİYDİN: Yeraltı dünyasının önemli aktörü açıklama yapıyor, iktidar sahibinden tık yok. Niye yok? Sen her şeye konuşuyordun. Şimdi bunu ‘efendim dış güçler bunu yapıyor’ diye satıyorlar. Dış güçler bunu yapıyorsa, 19 yıldır beyefendi sen iktidarda değil miydin? 19 yılın sonunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni dış güçlerin oyuncağı haline sen getirmedin mi? Gerekçe bile bulamıyorlar. İstifa diye bir müessese var. Devletin hazinesi mafya ile el ele olacaksın, tezgâhı kuracaksın, belirli yerlere çökeceksin, devletin rantını alacaksın. Kim? Mafya siyaset iş birliği. İktidar sahipleri ile mafya ortak devleti yönetiyorlar. Cumhur İttifakı’nın üçüncü ortağı mafyadır. Mafya bozuntuları için özel kanun çıkarmadılar mı? Mafya bozuntuları için özel kanun çıkarmadılar mı, hapisten çıkarmadılar, önünde el pençe durmadılar mı? Siz mafyadan talimat alıyorsunuz. İçişleri Bakanı açıkça Sarayı tehdit ediyor. 17/25’ten, para kasalarından söz ediyor. ‘Bir siyasi her ay 10 bin dolar para alıyor’ diyor. Tık yok ya, kim bu ya. Hepimizin bildiği, ama kimsenin görmediği... Nasıl bir anlayış, nasıl bir devlet yönetimi ve Türkiye bu noktaya nasıl geldi?

MECLİS BAŞKANI’NI AŞAĞILAMASI NASIL KARŞILANACAK: Meclis Başkanı’na çok ağır konuşmuştum, doğru. Konuşması lazımdı. 600 milletvekilini kimse töhmet altında tutamaz. Sonunda konuştu. ‘Mektup gönderdim, siyasinin ismini istiyorum’ dedi. İçişleri Bakanı (yanıt) gönderecek mi? Asla göndermez. Peki gönderdiği zaman atanmış bir bakan seçilmiş bir TBMM Başkanı’nın sorduğu soruya cevap vermeyerek aşağılamasını nasıl karşılayacak? ‘Cevap vermiyorum sana’ diyecek ve sayın Başkan’a teşekkür ederim mektup yazdığı için. Haklıya hakkını teslim edeceğiz. O açıklamıyorsa, Erdoğan’a gitmesi lazım. ‘Bu adamı sen tayin ettin, bir siyasetçiye her ay 10 bin dolar maaş alıyor dedi, tayin ettiğin adamı bir çağır, el aleme rezil olduk’ de. Siyasetçi kimdir, açık ve net ortaya çıkması lazım. Biz biliyoruz, herkes biliyor aslında. O kişide acaba yüz var mı ahlak var mı? Siyaset dışına çıkayım diye bir düşünce hafızasında tutuyor mu? Tutmaz. Onlar için temizlik diye bir kavram yoktur.

SİZİN YÜZÜNÜZ HANGİ DERİDEN: Bir hükümeti düşürecek kadar; bir olay değil, iki olay değil, onlarca olay ortaya konulduğu halde adamlarda tık yok. Yüzünüz hangi astar hangi deriden? Uyuşturucu kaçakçılığı yapanlar var, siyasi otoritenin desteği ile yapıyorlar, hiçbir savcı korkudan soruşturma açamıyor, kara para aklayanları bizzat önce serbest bırakıyorlar, malvarlıklarının üzerindeki tedbiri kaldırıyorlar, ‘yurt dışına çıkabilirsin’ diyorlar. Bunu yapan kim? Siyasetçiler talimat veriyorlar. ‘İvedilikle tedbirleri kaldırın’ diye savcı yardımcısını da Adalet Bakanlığı’na bakan yardımcısı yapıyorlar. Şu Allah’ın işine bak. Nasıl bir aymazlık, nasıl bir rezalet, nasıl bir ahlak ve adalet anlayışı? Anlamak mümkün değil.

MİLLİ BAYRAMLARIMIZI KUTLAMAZ HALE GELDİK: İnebolu, Şeref ve Kahramanlık Günü’nü her yıl 9 Haziran’da kutluyor. Bakan diyor ki, ‘nereden çıkardın, benim programım uygun değil 8 Haziran’a alın.’ Milli dayanışma bu mudur? Kastamonululara soruyorum. Milli tarihe saygı bu mudur? Milli bayramlarımızı kutlamaz hale geldik. Sürekli yasak. Atatürk’ün heykeline; geleneksel bir tutumdur, saygı duruşunda bulunuruz, çelenk koyarız, saygıdır, o bile yasaklandı. Milli Kurtuluş Savaşı’na ihanet edenler baş tacı edildi. Ne diyordu? Milli dayanışma. Hangi milli dayanışma. Milli Kurtuluş Savaşı’na saygı duy kardeşim. ‘Keşke Yunan galip gelseydi’ diye bir meczup bir şeyler söyledi, devlet ricali gitti adamı ziyaret etti. Akıl alır gibi değil.

ATATÜRK’E HAKARETİ MEŞRULAŞTIRDILAR: Milyonlar işsizken, asgari ücretliler geçinemezken, çarşı pazar ateş pahasıyken, bu Saray beslemeleri beş yerden altı yerden dünyanın aylığını alıyorlar. Bu mudur, adalet? Mafya bozuntuları için özel kanun çıkarırsın; harp okulu öğrencileri içeride, Osman Kavala, Selahattin Demirtaş içeride, avukatlar içeride. Bu çifte standart niye? ‘İnsan haklarına saygılı’ diyor.  Düşüncesini açıkladı diye çok kişi tutuklanmadı mı, gözaltına alınmadı mı, hapse atılmadı mı, hangi insan hakkı? Kadın şiddeti savundular, İstanbul Sözleşmesi’ni tek imza ile kaldırdılar, kadına şiddeti ‘olabilir’ algısını yaratmaya çalıştılar. Faili meçhul cinayetler araştırılmadı. Cumartesi Anneleri’nin evlatları, eşleri kaybolmuştu değil mi? Erdoğan ile görüşmüşlerdi, Erdoğan söz vermişti, ‘evlatlarınız eşinizin mezar yerini göstereceğim’ diye söylemişti Ne oldu? Copladılar, dövdüler, yerlerde sürüklediler. Hangi insan hakkı? 128 milyar doları buharlaştırdılar? Ve utanmadan sıkılmadan 128 milyar sorusu sorulmaz diyorlar. Utanma yok mu, sıkılma yok mu? Bu soruyu sormayacağız da boyunu posunu mu soracağız, altın tuvaletini mi soracağız, çantanı mı soracağız. ‘Ben her türlü milliyetçiliği ayaklarımın altına aldım’ diyen insana milliyetçilik kavramı sorulmaz. Atatürk milliyetçiliği Anayasa’da var. Kucaklayıcı bir milliyetçilik anlayışıdır. Biz ayırmıyoruz kimseyi, hangi kimlikten ve kökenden olsun, Milli Kurtuluş Savaşı’nı verdik, bayrağımızın altında özgürce yaşamak istiyoruz. Sen her türlü milliyetçiliği ayaklarımın altına alıyorum dediğin zaman ben Bahçeli’yi adres gösterdim. Tık yok. Olamaz da. Atatürk’e hakareti meşrulaştırdılar. Türkiye Barolar Birliği Başkanı, Danıştay’da konuşma yapıyor, ‘uzattı’ diye Erdoğan çıktı tepki verdi ve salonu terk etti. Kullandığı bazı cümlelerden rahatsız oldu. Ama aynı Erdoğan, Ayasofya’da Atatürk’e hakaret edilirken o kişiyi huşu içinde dinliyordu.”

“SEN O ÜNİVERSİTEYE DERS VERECEK KAPASİTEYE SAHİP DEĞİLSİN: Demokrasiden, üniversitelerden, üniversitelerin özerkliğinden söz ediyoruz. ‘Üniversitelerde her türlü düşünce, özgürce tartışılsın’ diyoruz. ‘Üniversiteler bilim ürettiği zaman Türkiye, katma değeri yüksek ürün üretmeye başlar’ diyoruz. ‘Üniversitelerin önündeki siyasi barajı kaldırmamız gerekiyor’ diye defalarca söyledik. Malum Boğaziçi’ne bir kayyım rektör atadılar. ‘100 gün içinde her şey çözülür, ben rektör olarak otururum.’ E çözülmüyor. Sen, Bulu’ya söylüyorum, sen o üniversiteye bırak rektör olmayı o üniversiteye ders verecek kapasiteye sahip değilsin. Orada hoca bile olamazsın. Kardeşim, sende onur varsa istifa et. İstifa etmek bir erdemdir. Hocaların görevine son veriyor. Niçin? Hangi akıl, mantıkla? Üniversite rektörü bilime düşman olur mu? Görevine son verilen hocalardan birinin yaptığı açıklamayı okumak isterim. ‘21 yıldır zevkle, gururla, gönülden hizmet ettiğim Boğaziçi öğrencilerine artık ders veremeyeceğimi öğrendim bu sabah. İçim cız etti. Maddi karşılığı olmayan bu vazifeyi, memlekete ve gençlere bir borç ödeme imkânı olarak gördüm hep. Emeğimi, bilgimi, tecrübemi, dostlarımı onların hizmetine sunmaya gayret ettim. Keşke iyiden, doğrudan, güzelden bu kadar nefret etmeselerdi. Olsun, yine de güzel günler göreceğiz çocuklar, biliyorum, görüşmek dileğiyle.’ Evet o çocuklara diyorum. Hiç endişelenmeyin, güzel günler göreceğiz ve güzel günler yakındır.

PARTİ KAPATMAYA YÖNELİK HİÇBİR EYLEMİ DOĞRU BULMUYORUM: Demokrasinin var olduğu bir ortamda siz, bir partiyi kapatamazsınız. Şiddet uyguluyorsa, baskı uyguluyorsa kapatın, eyvallah. Parti yöneticileri ellerine silah alıp ortalıkta geziyorlarsa, eyvallah. Zaten savcı harekete geçer, ama savcı siyasi otoritenin talimatıyla harekete geçiyorsa orada demokrasi yok demektir, demokrasiyi yok ediyorsunuz demektir. Vatandaş gider sandıkta oy verir. Bugüne kadar kaç tane parti kapatıldı ve hangi sonuç elde edildi? Hiçbir sonuç elde edilmedi. Düşünceyi ifadeden korkmayacaksınız, düşünceyi özgürce ifade edebilelim. Eğer siz siyasi partileri düşman olarak görüp, ‘siyasi partiyi kapatın kardeşim,’ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na talimat verip ve küçük ortağın büyük ortağı esir aldığı bir ortamda, ‘bunu yapacaksın’ diye harekete geçiyorsa, orada demokrasi yoktur. Demokrasi tüm partiler için olmalı. Partiler düşüncelerini açıklar, hakem halktır, gider oyunu verir veya vermez. Bunun üzerinde durmak gerekir. Parti kapatmaya yönelik hiçbir eylemi doğru bulmuyorum. Vatandaş gider oyunu kullanır. Bunu niye anlatıyorum? Demokrasi aynı zamanda adaletin kökleştiği bir rejim demektir. İnancımın gereği mazlumun kimliği sorulmaz. Benim gibi düşünmedi diye adam öldürecek miyim? Allah’ın bize verdiği en değerli hazineyi, aklımızı kiraya mı vereceğiz? Hem demokrasiden bahsedeceksiniz hem ‘siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurudur’ diye Anayasa’da yer alacak, sonra beğenmediğiniz bir partiyi ‘kapatın kardeşim’ diye savcıya talimat vereceksiniz ve diyeceksiniz ki ‘bizim ülkemizde yargı bağımsız.’ Kim inanır? Kimse inanmaz.(Ankahaber)

kılıçdaroğlukokulağımsavcılar