Türkiye'nin içerde ve dışarda yoğun bir gündemi var. Sıkıntılı süreçle karşı karşıyayız. İçerde iktidarın yanlışları zaafiyet yaratıyor. O zaafiyeti fırsat bilen ülkeler saldırılarını artırıyor.

Dış politikada karşı karşıya kaldığımız sıkışmışlık ortamını yaracak politikalar benimsemek, ona göre adımlar atmak gerekli ama biz AB ile bir yola girmişken olmaması gereken bir oturma krizi ile ayağımıza sıkıyoruz. Bunu fırsat bilen Yunan ve İtalya gibi diğer AB ülkesi yetkilileri gelişmeleri aleyhimizde kullanıyor. 

Hiçbir zaman Türkiye düşmanlığından ödün vermeyeceği ortaya çıkan Yunanistan'ın Başbakanı Miçotakis Libya'ya gitti. Türkiye ile yapılan anlaşmayı ortadan kaldırmaya çalıştı ama Dibeybe'den tokadı yedi. Miçotakis Yunan kanallarından birine açıklamalarda bulundu ve "yeni Libya hükümetinin, iki ülke arasındaki deniz sınırları konusunda Yunanistan ile doğrudan müzakerelere başlama yönündeki istekliliğini olumlu bir adım olarak gördüğünü" söyledi.

Miçotakis'in röportajında beyan ettiği görüşler içinde çok dikkat çekici husus Türkiye ile ilişkilere ve Doğu Akdeniz’deki gerilime dair ifadeleriydi. Miçotakis, Yunan hükümetinin, Atina ile Ankara arasındaki ilişkileri, Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasındaki ilişkiler için belirleyici hale getirmekte başarılı olduğunu söyledi. Yani Türkiye'nin AB yolunun Yunanistan'dan geçtiğini iddia etti. Türkiye'nin AB'den olumlu dönüşler almasının Yunanistan'la iyi geçinmesine bağlı olduğunu savundu. 

Yunan Başbakan daha da ileri giderek, Türkiye’nin Yunan adalarından dönen sığınmacıları kabul etmesini beklediğini kaydetti. Kıbrıs ve Yunanistan'la gerilim yaratmaması gerektiğini kaydetti. 

'Gerilim yaratmamak' sihirli ifade. Yunan'ın gerilimden kastı Türkiye'nin Yunan tezlerine karşı çıkmaması. Yani Türkiye hakkını, hukukunu savunmayı bir yana bırakırsa gerilim olmayacak. Yunan 4 milyon sığınmacıyı misafir eden Türkiye'ye kendi elindeki sığınmacıları da kakalamak istiyormuş onu da öğrendik.

Bütün bunları görünce 2009'da ekonomisi iflas eden Yunan'a 'yardım edelim' diyen Türkiye'deki densizleri hatırlamadan edemedim. Yunan adalarına tatile gidenleri, Yunanistan'ın NATO'ya dönüşüne destek olanları hayırla! yad etmeden duramadım.

Geçenlerde biri anlattı. Amerikalı bir Komutan, "ABD bize eski askeri malzemeleri, savaş gemilerini veriyor" diye şikayet eden Yunan yetkiliye hak ettiği yanıtı vermişti ve, "Dilencilerin pazarlık yapma hakları yoktur" demişti.

AB yetkilileri Yunan kışkırtmalarına, düşmanlığına ayak uydurmamalı. Zira Yunanistan her daim dünya ülkeleri açısından çıbanbaşı niteliğindedir. Yani AB yetkilileri dilenci bir ülkeye bu denli yüz vermemeli...

Mussoli'nin ülkesi İtalya'nın atanmış Başbakanı Mario Draghi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a 'diktatör' dedi. Bu küstah ifadenin Türkiye'nin sıkıştığı bir ortamda dile getirilmesi dikkat çekici. Diplomasi alanında bir başbakan'ın, başka bir ülke lideri için böyle densiz bir kelime kullanması olağan şey değil. Dışarıya "Biz içerde kavga ederiz, bağırırız, çağırırız ama iş Türkiye ve milli menfaatler mevsusuna gelince yüreğimiz toplu atar, hep birlikte arkasında dururuz" mesajını güçlü şekilde vermeliyiz.

İktidar sahipleri de iç meselelerde kutuplaşmayı artıracak tavırlardan uzak durmalı. Milli duyarlılığı olan vatandaşları linç ettirmemeli. Amiraller olayında gözlemlediğimiz gibi hukuk reformundan, özgürlüklerden bahsedildiği bir süreçte Yargıtay'ın ilerde önüne gelecebilecek bir konuda görüş açıklamasına göz yummamalı.

Hepsinden önemlisi dünyanın felakete doğru sürüklendiği bir süreçte bütün kararları olağanüstü titizlikle, öngörüyle almak elzem. Zira Türkiye'nin ilişklerini bozarak komşularıyla kanlı bıçaklı hale gelmesine dönük sabotajları sık yaşayacağız. Kötülükleri görmede basiret şart. Devlet aklı hakim olmalı...