Boğaziçi Rektör ataması genel bir provokasyona çevrilmeye çalışılıyor ama sonuç alınamaz.

Rektör atanmıştır, görevine devam edecektir. Benim bildiğim devletle inatlaşılmaz..

Üniversitelerde Rektörler seçimle gelmemeli, atamayla Rektör belirlenmeli. Ama atanacak kişilerin isabetli seçilmesi gerekir. Hele bu hassas dönemlerde atılacak adımlara bin kat daha özen göstermek gerekir.

Üniversitelerde seçim yapılması oraların politize olmaları demek ve bence bu büyük bir tehlike. Nitekim dünyanın çeşitli ülkelerinde seçim yapılıyor görüntüsü olsa da sonuçta bir 'onay merci' bulunuyor. 'Onay' alamayan atanamıyor.

Boğaziçi olaylarında Canan Kaftancıoğlu denen problemli kişilik anlatılanlara göre tansiyonu yükselten isimlerden biri.

Öğrencilerin ifade hürriyetlerine, protesto haklarına saygı duyulmalıdır. Gençler darp edilmemeli, şevkatli davranılmalıdır. O gençleri darp ederek, kötü söz söyleyerek devletinden, milletinden nefret eder hale getirmek ihanettir. 12 Eylül öncesi ve sonrasını akla getirirseniz ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

Gençleri provoke eden ve edecek olanlar engellenmelidir. Unutmayalım ki, Gezi olaylarında karışıklığı yaratanlar provokatörlerdi.

Türkiye'yi istikrarsızlaştırıp yeniden diz çökmesini isteyenler epey fazladır. ABD'deki yönetim değişikliğinin Türkiye'yi  karıştırma olaylarının artmasına neden olacağı öngörülen bir durumdur. Hal böyleyken güvenlik güçleri hassas ve dikkatli olmalıdır.

Türkiye'de devletin herşeyden haberi vardır bunu unutmayın. Devlet her daim 18 yaşında delikanlıdır.

Siyasetçiler ve provokatörler, gençlerden uzak durursa veya uzak tutulursa mesele kalmayacaktır Boğaziçi'nde...

Biden yönetimindeki Amerika ile ilişkilerimiz nasıl olacak? Merak ediliyor.

Biden'in göreve başlamasıyla Amerika; Çin'e ve Rusya'ya sert daldı. Biden Rusya'nın her eylemine karşılık vereceklerini kameraların önünde söyledi. Meşhur uçak gemilerinin önderlik ettiği bir savaş gemisi grubunu Çin Denizi'ne gönderdi. Bunlar Amerika'nın yeni dönemde agresif bir tavır içinde olacağının göstergesi.

Bu sorunun yanıtına büyük çoğunluk 'gerilim dolu olacak' diyor. Beklenti bu yönde. İsrail lobisinin sergilenen ve sergilenecek düşmanlıkta başat rol oynadığı ve oynayacağı aktarılan diğer boyut.

Türkiye'nin yumuşak bölgelerine yönelik saldırılar devam edecek anlaşılan. Burada önemli olan saldırılar değil bizim içerde alacağımız tavırdır. Bir ve beraber olursak, birlikteliğimizi muhafaza edersek kazanımlarımızı da korumuş oluruz.

 'Türkiye'de yöneticiler Türk halkı tarafından belirlenir. Dışarıdan isteyenler için değil ben istediğim için değiştiririm' mesajını dünyanın, emperyalizmin anlamasını sağlamalıyız, birlik içinde kalarak... Ve iktidarlar değişse de bu ülkenin yürümesi akamete uğratılmamalıdır.

Beğenmediler darbe yaptılar, beğenmediler astılar, beğenmediler öldürdüler, beğenmediler iktidarları değiştirdiler... Buna yeter demek zorundayız. Aksi halde bu ülkede yaşayan herkes bedel ödemeye devam edecek.

Bahsettiğimiz direncin gösterilmesinde şüphesiz ki öncelikli sorumluluk yönetenlerde ve devlettedir. Onlar dürüst ve dirayetli olursa ülke de millet de bedel ödemez. Zaten ülke ve milletine bedel ödetmeyi tercih eden bir yönetici ahmaktır...

Savunma sanayindeki araçlarımıza parça vermemeyi, F-35'lere el koymayı bazen S-400'leri, bazen Yunan'ı piyon gibi kullanmayı seçiyorlar Türkiye'ye karşı... Bize avantaj sağlayacak, refahımızı ve güvenliğimizi artıracak fabrikaları kurmamızı ve üretmemizi istemiyorlar. O yüzden sizlere tavsiyem iktidarlar değişse de teknoloji hamlelerinin devam edip etmediğini takip etmenizdir. Kim onları atalete uğratırsa bu ülkenin adamı değildir...

Amerika'nın başkalarına karşı tutumu o başkalarının değerlendirme konusu. Lakin Türkiye eksenli yaklaşımlarında eğer gerçekten 'müttefiklik' hukuku temelinde bir yol arkadaşlığından bahsedilirse anlaşılmayacak bir husus olmaz kanaatindeyim. Ama bunun yerine 'benim emir erim ol' yaklaşımı sergilenirse hiç tavsiye etmem kendilerine.

Dost ve müttefik dediğin, sırtından vurmaz, kazık atmaz. Türkiye karşıtlarının gazına gelerek düşmanlık yapmaz...

Türkiye bir nevi 'hakkıma, hukukuma dokunma' diyor. Bu da çok haklı bir tavır. 

Bitirirken bir örnek vereyim.

Mavi Akım projesi Amerika tarafından şiddetle engellenmeye çalışılmıştı. O dönemin ABD Büyükelçisi, Mavi Akım'ın hayata geçmesinde mert ve kararlı duruş sergileyen merhum Başbakanımız Mesut Yılmaz'ın odasına geldi. Görüşme 'sert' bir tonda cereyan etti. ABD elçisi 'vazgeçin' diyordu. Mesut Bey ise hiç taviz vermedi.

Sonunda ABD Büyükelçisi'nin ağzından, 'Mavi Akım Amerikan çıkarlarına aykırı' cümlesi çıktı.

Mesut Bey lafı gediğine koydu: 'Amerika'nın çıkarlarına aykırı olabilir ama benim ülkemin, Türkiye'nin çıkarlarına uygun ve bizim için önemli.'

Bu olay Amerikalıların Türkiye'ye bakışını anlamanıza yardımcı olacak nitelikte. İşin acı tarafı Mesut Bey bu delikanlı tavrının bedelini siyasi yaşamıyla ödedi.

Ya sevgili halkım siz böyle bir siyasetçiyi dışarının ve içerdeki adamlarının provokasyonlarıyla bitirdiniz, yani kandırıldınız...

Sevgiyle kalın...