Türkiye daha ne kadar Boğazlıyan Kaymakamı feda edecek? Türk ülkesinde Türkler daha ne kadar sahipsiz bırakılacak?

Bu soruları sormamıza yol açan gelişmeler hiç eksik olmuyor. Ne kadar vatansever insan varsa hele de bunlar biraz mevki, makam sahibi ve etki üretecek güce sahipse mutlaka bir bedel ödetiyorlar. Asker, polis, gazeteci, bürokrat her kesimden örnekleri var.

Bunları ifade etmemin nedeni Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey örneği...

İstanbul'da kurulan düzmece bir mahkemede Nemrut Mustafa'nın kararı, Şeyhülislam Mustafa Sabri'nin fetvası ile 10 Nisan 1919'da İstanbul Beyazıt Meydanı'nda idam edilen Kemal Bey daha sonra Milli Şehit ilan edilmişti. Kemal Bey'in suçu vatansever olmaktı. 

Öyle bir dönem geldi ki 2010 yılında densiz bir Avukat çıkıp Kemal Bey'in heykelinin kaldırılması için dava açma cüreti gösterdi bu ülkede. Unutuldu ama unutmamak gerekiyor. Ve ben o densiz avukata bu ülke hesap sordu mu diye merak ediyorum. Şehide savaş açan ve bu ülkede avukatlık yapabilen bir kişi olabilir mi? Amerika'da, İngiltere'de, Rusya'da böyle şeyi bırakın eylemselleştirmeyi akıllarında dahi geçiremezler. Yetkililere, Ankara Barosu'na hatırlatmış olayım.

Dilerseniz ölüm yıldönümü vesilesiyle Kemal Bey'in hikayesini Murat Bardakçı'nın satırlarından okuyalım:

***

Yozgat'ın Boğazlıyan ilçesindeki heykelinin kaldırılması talebi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Makedon kadın hâkimi tarafından reddedilen 'millî şehid' Kemal Bey'in hazin öyküsü.

İstanbul'un Bayezid Meydanı 10 Nisan 1919 akşamı, güneşin batmasına yakın saatlerde birhayli kalabalıktır ve meydanın şimdi Bayezid Kütüphanesi'nin bulunduğu tarafında kurulmuş darağacında bir cesed sallanmaktaydı...

Karanlık çökünce askerler cesedi darağacından indirip meydanda bekleyen halka teslim ettiler. Cenaze hemen İstanbul'un karşı yakasına, Karaköy'e geçirildi ve ertesi gün onbinlerce kişinin katıldığı bir merasimle Kuşdili'ne defnedildi. Kortejin geçtiği yol üzerindeki bütün karakollar ve askerî binalar, kendilerine herhangi bir emir gelmemiş olmasına rağmen bayraklarını yarıya indirmişlerdi...

Definden sonra mezarın başında konuşmalar yapıldı, intikam yeminleri edildi, idam kararını verenlere ve kararı tasdik edenlere türlü türlü beddualar okundu.

Cenaze, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Yozgat'ın mutasarrıf vekili ve Boğazlıyan kazasının kaymakamı olan Kemal Bey'e aitti...

Kemal Bey, Ermeni olaylarının ve tehcirin yaşandığı günlerde İçişleri Bakanlığı'ndan "İlçenizdeki bütün Ermeniler'i 24 saat içinde yola çıkartacaksınız" diyen şifreli bir telgraf almıştı. Hükümet meşhur "Tehcir Kanunu"nu uyguluyor, Anadolu'daki Ermeniler imparatorluğun başka bölgelerine naklediliyordu ve Kemal Bey de emri yerine getirdi...

Sonra aradan seneler geçti ve mütareke günlerine gelindi...

İstanbul resmen olmasa bile, fiilen müttefik işgalindeydi. Ermeniler'in kışkırttığı işgalci müttefikler, Babıâli'ye "Tehcirin sorumlularından hesap sorun" diyorlardı.
İktidarda bulunan Damad Ferid Paşa hükümeti, Kemal Bey'i kurban seçti... "Ermeniler'i katlettiği" iddiasıyla daha önce yine Ermeni baskısı ile Yozgat'ta yargılanıp beraat etmesine rağmen tutuklandı, İstanbul'a getirildi, o zamanın meşhur Bekirağa Bölüğü'ne kapatıldı ve 1919'un 5 Şubat'ında mahkemeye çıkartıldı...

Mahkemenin başkanlığını Sakallı Hayret Paşa yapıyordu ve hâkimlerden biri, Artin Efendi isminde bir Ermeni idi!..

İftiralar, yalancı şahitler

Kemal Bey suçsuzluğunu isbat edebilmek için elinden geleni yaptı ama hükümet Kemal Bey'i feda etmeye karar vermişti. İftiralar ve yalancı şahit oldukları sonradan anlaşılan müdahiller duruşmaları öyle bir hâle soktular ki, mahkeme başkanı Hayret Paşa çileden çıktı ve istifasını verip gitti... Hayret Paşa'nın yerine zulmüyle dillere destan olmuş Nemrud Mustafa Paşa geldi ve Kemal Bey'i idama mahkûm etti.

Halkın galeyanından korkulduğu için karar alelâcele tasdik edildi, hattâ gelenekleri bile bir tarafa bırakıp Kemal Bey'i Beyazıt Meydanı'nda 1919'un 9 Nisan'ında güneş batarken astılar! 35 yaşındaki sabık kaymakamın son sözleri "Beni, ecnebilere yaranmak için asıyorlar. Buna adalet diyorlarsa, kahrolsun böyle adalet! Çocuklarımı milletimin uğrunda yetim bırakıyorum. Allah, vatan ve millete zeval vermesin, âmin" olmuştu...

Cinayetler bu kadarla da kalmadı ve tehcir sırasında Erzincan Jandarma Dairesi yazıcısı olan otelci Hafız Abdullah Avni Bey ile Urfa Mutasarrıfı olan Nusret Bey de yine Nemrud Mustafa Paşa'nın başkanlık ettiği mahkemenin kararı ile 29 Temmuz ve 5 Ağustos 1920'de İstanbul'da idam edildiler!

Genç kaymakamın idamından bir sene sonra Ankara'da açılan Millî Meclis'in aldığı ilk kararlardan biri, Ferid Paşa'nın kurbanlarını "millî şehid" ilân edip aile mensuplarına "vatanî hizmet maaşı" bağlamak oldu. Meclis sonraki senelerde bir de kanun çıkarttı ve Türkiye'yi terkeden Ermeniler'in bıraktıkları bazı gayrımenkulleri hem Nemrud Mustafa Paşa'nın kurbanlarına, hem de Ermeniler tarafından katledilen diğer devlet adamlarının ailelerine dağıttı.

Belki hatırlarsınız: Kemal Bey'in ismi idamından 77 sene sonra, 1996 Aralık'ında da gündeme gelmiş ve zamanın başbakanı Tansu Çiller bir konuşmasında "Boğazlıyan Kaymakamı" diyeceği yerde "Boğazlanan kaymakam" deyince epey şenlik yaşanmıştı!

20. asır tarihimizin önde gelen mazlumlarından olan ama avukatın birinin her nedense heykelinden bile rahatsız olduğu Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'in hüzünlü hikâyesi böyledir.

***

İşte şehit Kaymakam'ın hikayesi böyle. Bunu hafızanıza not edin.

Onun heykelinin kalkmasını isteyen avukatın ismi Bendal Celil Ezman. Taa 2010'da bu girişimde bulunan avukata 'seni gidi şehit düşmanı' diye dava açan oldu mu? Bu avukat hızını alamamış ve mahkemeden 'Ermeni soykırımının tanınmasını' ve Talât Paşa isminin caddelerden ve bulvarlardan silinmesine hükmedilmesi talebinde de bulunmuştu. 

Bu ülke kahpelere hesap sormazsa daha çok vatan evladı hain, işbirlikçi yargıçların elinden ceza alır...