Deniz Gezmiş 1971'de 12 Mart Muhtırasının ardından yakalanarak yargılandı ve idama mahkûm edildi. Cezası ertesi yıl Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'la aynı gün infaz edildi. 6 Mayıs 1972'de Ulucanlar cezaevinde idam edilen Gezmiş ölüme giderken dahi ideallerinden taviz vermeyen bir karakterdi.

Deniz Gezmiş'in ölüm yıldönümü vesilesiyle en yakın arkadaşı Nizar Özkaya'yı aradım. Nizar Bey İstanbul Barosu'nun efsane avukatları arasındadır. Ama onu aramamın nedeni Deniz Gezmiş'in en yakın arkadaşı olmasından...

İstanbul Hukuk'ta birrlikteydiler. Nizar bey'in o dönemle ilgili anlattıkları çok sayıda filme yetecek kadar zengin. "Hapishaneyi yoıl etmiştik. Çantalarımız hazır beklerdik" diyor Özkaya o günler için.

İşte size Nizar Özkaya'nın ağzından kısaca Deniz Gezmiş:

"Hiç suçu yoktu. Bizi gözaltına alır bir dolu iddia ortaya atarlardı. Biz onları dinleyince içimizden 'neler yapmışız da haberimiz yok' derdik. Deniz bağımsızlık düşkünüydü. Tam bağımsız Türkiye ideali vardı. Atatürk' ü çok severdi. Atatürk için ölümüne giderdi.ABD emperyalizmine karşıydı. Amerikalıların Türkiye'ye sömürge gözüyle baktıkları o dönemde İstanbul'a gelen 6. Filo'yu protesto ettik. Binlerce kişiydik. sahile çıkan Amerikalı askerleri elbiseleriyle denize attık."

Nizar Özkaya idam kararı için de, "Menderes, Zorlu, Polatkan'ın idamına karşılık, bir nevi intikam için verilip uygulanan karardı" yorumunu yaptı.

Deniz Gezmiş, 28 Şubat 1947'de Ankara'nın Ayaş ilçesinde doğdu.Dedeleri Rize'nin İkizdere ilçesine bağlı Cimil köyünden. Babası Ilıca (Aziziye), Erzurum nüfusuna kayıtlı ilköğretim müfettişi Cemil Gezmiş, annesi ise Erzurum'un Tortum ilçesinden ilkokul öğretmeni Mukaddes Gezmiş'tir. Ailenin üç erkek çocuğundan ikincisiydi. Ağabeyi Bora Gezmiş, hukuk fakültesinden ayrılıp bankacılık yapmıştı. Kardeşi Hamdi Gezmiş ise mâlî müşavir.

Deniz Gezmiş, ilk ve orta öğrenimini Sivas'ta, liseyi İstanbul'da Haydarpaşa Lisesi'nde okudu. Henüz lise öğrencisiyken sol düşünceyle tanıştı ve kendini dönemin eylemleri içinde buldu.

İDAM KARARI

12 Mart Muhtırası olduktan üç gün sonra yani 15 Mart 1971'de bir motosiklette Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan, diğer motosiklette ise Sinan Cemgil yola çıktılar. Sinan Cemgil daha sonra yol ayrımından Nurhak'a doğru yol aldı. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ile birlikte Sivas'a gitmekteyken motosikletleri bozuldu. Bir ihbar sonucu polislerin gelmesi üzerine çıkan çatışmada Aslan ile birbirlerini kaybettiler. Aslan, o esnada Elmalı'da iken Gezmiş, 16 Mart 1971 Salı günü Sivas'ın Gemerek ilçesinde etrafı sarılarak yakalandı ve Kayseri'ye getirildi ve Kayseri valisi Abdullah Asım İğneciler'in karşısına çıkarıldı.Buradan Ankara'ya zamanın İçişleri Bakanı Haldun Menteşeoğlu'nun makamına götürüldü.

Mahkemesi 16 Temmuz 1971 günü Altındağ Veteriner Okulu binasında Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığında Baki Tuğ savcılığında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 no'lu Mahkemesi'nde başlayıp 9 Ekim 1971 günü bitti. Deniz ve arkadaşları, 16 Temmuz 1971'de başlayan THKO-1 Davası'nda TCK'nin 146. maddesini ihlâl ettiği gerekçesiyle 9 Ekim 1971'de 146/1 maddesi uyarınca idam cezasına çarptırıldı. 

İdam cezaları o zamanlar senato tarafından onaylanmak zorundaydı. İsmet İnönü "siyasî suçlar idamla cezalandırılmamalıdır" diyerek Bülent Ecevit ile birlikte ret oyu kullandı.  AP genel başkanı Süleyman Demirel ise infazdan yana oy verdi.

Olaydan 15 yıl sonra Süleyman Demirel bir gazeteciye verdiği demeçte idamlar için: "soğuk savaşın talihsiz olaylarından biri" yorumunu yaptı. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay idamları onaylayan isimdi.

Deniz Gezmiş'in idam edilmeden önce şunları söylediği yazıldı:

"Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun emperyalizm!"

İdama tanık olan avukatı Halit Çelenk'e göre ise son sözleri şöyleydi:

“Yaşasın tam bağımsız Türkiye. Yaşasın Marksizm-Leninizm'in yüce ideolojisi. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi. Kahrolsun emperyalizm. Yaşasın işçiler, köylüler"

Deniz Gezmiş'in babasına yazdığı veda mektubu

Baba;

Mektup elinize geçmiş olduğu zaman aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. İnsanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler. Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de tereddüte düşmeyeceğimden şüphen olmasın. Oğlun ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir. O bu yola bilerek girdi ve sonunun da bu olduğunu biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı, ama beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil, Türkiye'de yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum. Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara'da 1969'da ölen arkadaşım Taylan Özgür'ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul'a götürmeye kalkma. Annemi teselli etmek sana düşüyor. Kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et, onun bilim adamı olmasını istiyorum. Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir. Son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir; seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım. (Oğlun Deniz Gezmiş - Merkez Cezaevi)