İddialara göre Kıbrıs konusunda bazı ezber bozan gelişmeler olasılığı belirdi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres geçen ay gerçekleşen ve beklendiği gibi başarısızlıkla sonuçlanan gayrı resmi 5+1 konferansı sonrasında nihayet “acı gerçeği” kabul etmiş. Ne bu “acı gerçek”? Mevcut sistematik, çerçeve ve prosedür ile Kıbrıs sorununa çözüm bulmak imkansızdır.

BM Genel Sekreteri’nin fakına vardığı acı gerçek yeni arayışı şart kılıyor. Artık belli oldu, ne 2017’de Crans Montana’da görüşmeler Rum tarafının kaprisiyle çöktüğü yerden tekrar başlayabilir, ne de o dönemde ortaya koyduğu “Guterres çerçevesi” ile ileriye gidilemez, çözüm sağlanamaz.

4 Mart 1964 tarihli 186 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı çözümsüzlüğün ana sebeplerinden birisidir. Adada Rum saldırılarının durdurulması, kan dökülmesinin sona erdirilmesi için alınan ve adaya Birleşmiş Milletler Barış Gücünü gönderen karar. Bu kararda, İngiltere ve ABD’nin “geçici bir süre için” izahatı ve baskılarıyla ve “gereklilik doktrini” çerçevesinde “ev sahibi ülke” olarak Kıbrıs Türk ögesi eksik hükümeti “Kıbrıs Hükümeti” olarak kabul edildi. O günden bu yana Kıbrıs Rumları çözümü değil, BM yardımıyla işgalleri tanınan bu durumun konsolide edilmesi çabası içerisinde oldular hep. 1 Mayıs 2004 AB üyeliği bu urumu daha da sağlamlaştırdı. Rumlar niye Kıbrıs Türklerine ödün verecek, çözüm isteyecek? Guterres’in farkına vardığı gerçek bunu da içeriyor mu? İçerse de bu konuda adım atması çok zor.

Bu durumda BM Genel Sekreteri Guterres’in “bütünlüklü çözüm” hedefini mi bırakacak? Kompartımanlara bölünen Kıbrıs sorunu gemisi parçalar halinde “al-ver süreçleri” ile mi çözüm limanına yönlendirilecek? Üçüncü yol olarak da tarif edilebilecek bu yaklaşım adadaki her iki taraf için de nihai çözüme üzerine basılarak ilerlenebilecek “alacak” ve “verecek” taşları döşemek diye özetlenebilir mi?

Üçüncü yol arayışı sağlıklı bir yaklaşım olabilir. Ancak, güven artırıcı önlemlerle, ciddi işbirliği olasılıkları kurarak, taraflar arası hidrokarbon, turizm gibi karşılıklı bağımlılık yaratarak daha rahat ilerleme sağlanması mümkün olabilir. Bu maksatla ortak şirketler kurmak niye mümkün olmasın.

Duyduklarım doğru ise “küme” grupları hedeflenerek, mesela “Toprak, mülkiyet, nüfus hareketleri” bir küme içerisine konulurken, “Egemenlik, neşet meseleleri, garantiler” bir diğer kümede ve AB içerisinde Türkiye’nin Kıbrıs ile sınırlı “eşit muamele” ve dolayısıyla ekonomik garantiler bir diğer kümeyi oluşturabilir.

Bu hafta Kıbrıs Rum Politis gazetesi de benzer bir istihbaratı değerlendirip, Guterres’in 6 maddelik çerçevesini ikişerli konular halinde, tarafların alıp vereceği bulunduğu 3 gruba ayırmayı düşündüğünü ve buna göre ilk grupta “Egemenlik-Garantiler”, ikinci grupta “Toprak-Mülkiyet”, üçüncü grupta da “Yunanlar-Avrupa Konularına Eşit Muamele”nin bulunduğunu öne sürdü.

Kanımca bu arayış bir süre devam edecek. Bildiğimiz kadarıyla ABD halen iki kesimli, ki toplumlu federasyon demekte. İngiltere “kendine özgü Kıbrıs federasyonu” ile konfederasyon arasında bir yerde durmakta. Tarafların birbirinin statüsünü “görmeleri” ama resmi pozisyonlarını korumaları gibi “köprü” görüşler de arada bir dillendiriliyor.

Her ne kadar Kıbrıs Türk tarafındaki muhalif sol kesim ile Türkiye’de giderek Kıbrıs’ın yerini haritada göstermekten aciz duruma gelmekte olan muhalefet farkında varmasalar da bu arada TC-KKTC entegrasyonu hızla ilerlemekte. Güzelyurt ovasında sulu tarımı mümkün olacak tünelin delinme aşamasının hafta sonunda tamamlanması müthiş bir olay. Yıl sonuna kadar dağıtım sistemiyle beraber Güzelyurt ovası sulu tarıma geçebilmesi öngörülmekte. Bir sonraki adımda Anadolu’dan gelen suyun Mesarya ovasına aktarılması var. Çok uzun bir dönem değil, 24 ay içerisinde bitirilebilecek bir projeden bahsediyorum.

KKTC’de sulu tarımın gelişmesi kendi ayakları üzerinde durabilen bir KKTC için müthiş bir gelişme olacaktır.

Sonuç, Kıbrıs Rumları 1964 Mart ayından bu yana görüşmelerde bir kazançları olmayacağı önyargısıyla hep çözümü engelleyen taraf oldular. Gelinen aşamada, doğu Akdeniz’de hidrokarbon çalışmalarında tek başlarına, önce Kıbrıs Türk tarafı ve sonra Türkiye ile bir anlaşma yapmadan bir litre bile hidrokarbon kaynağı kullanamayacaklarını gördü Rum yönetimi de destekçileri de. Diğer yandan Kıbrıs görüşmelerinde Rumlar ayaklarını sürüdükçe KKTC’nin daha güçlü şekilde hem kendi ayakları üzerinde durma becerisini geliştireceği hem de Türkiye ile kenetleneceği her gün daha kuvvetli aksiyonlarla hatırlatılıyor. Rum tarafına mesaj net: Bu kafayla kaybedersiniz, uzatılan barış elini tutun, gelin iki devletli çözüm olasılığını beraber araştıralım.