Türkçe çok enteresan ve zengin bir dil. Saatlerce izahat yerine bir deyim kullanır ve derdini anlatabilirsin. Mesela büyük gayretlere rağmen karşı tarafı görüşmelerde bir uzlaşı noktasına getirememe sonrasında sonucuna katlanıp karar alınması ve karşı tarafın da durumdan yakınıp etrafa şikayette bulunmasını birkaç kelime ile “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye” deyişiyle anlatmak mümkündür.

Olay esasında oldukça basit bir hikayedir. Rivayete göre bu deyiş Niğde’nin Bor ilçesindeki pazarlarda malların ucuz olması ve erkenden tükenmesinden dolayı geç kalan alıcılara söylenmekte, kısaca “iş işten geçti” anlamına kullanılırmış. Son zamanlarda siyasette oldukça sık duyuyoruz Her ne kadar tamamen ekonomik içerikli bir özdeyiş gibi görünse de özellikle iki veya çok taraflı ister siyasi ister ekonomik veya başka pazarlıklarda sonuca ulaşmaya ayak sürüyen tarafın nihayette kaybeden olacağı inancını vurguluyor.

Verdiği Ağustos sonu tarihinden de iki gün önce Amerika Birleşik Devletleri Afganistan’daki geri çekilmesini tamamladı. ABD’nin, daha önce Sovyetler Birliği’nin perişan şekilde çekilmesiyle olduğu gibi, Afganistan’dan ayrılması tabii ki Afganistan sorununu bitirmedi, sadece yeni bir evreye taşınmasına katkı koydu. Yenilgi mi, stratejik bir hamle mi idi tartışmasını daha usun bir süre tartışacak gibiyiz. Kimileri bir adım daha ileriye gidip Afganistan yenilgisiyle ABD’nin “gerileme” dönemini kapattığı, şimdi artık “çöküş” dönemine girdiğini bile söylüyorlar.

Doğaldır, bazı akıl sağlığından şüphe ettiğim siyasetçiler ve güya analistler de ABD’nin Afganistan’dan ayrılmasının bir anti-emperyalist savaş zaferi olduğunu iddia ediyorlar. Hatta bazıları Türk kurtuluş savaşını örnek gösterip neredeyse BM’de ve dünyanın neredeyse her tarafında “terörist” olarak görülen medeniyet ve özellikle kadın düşmanı Taleban çetesini Kuvayı millîye ile kıyaslama hadsizliğini gösterdi.

Afganistan’daki ABD yenilgisi yeni değil esasında. ABD’nin Trump yönetimi Doha’da 2020’nin 29 Şubat’ında güya Afganistan’a barış getirme ve ortak bir yönetim kurulması için kameralar önünde Taleban ile masaya oturup barış anlaşması imzalamıştı ya, işte o gün Afganistan’da yenilgiyi kabul etmişti Washington… Şimdi sadece altı boşaltılan taş dağdan yuvarlandı, ABD’nin hızla terk ettiği Afganistan’da modern dünyayı temsil eden her şeyin ve o dünyadan umut bekleyenlerin üzerinden geçti, hepsini ezdi.

Yani ABD’nin son askerini çektiği an, aslında Bor pazarının kalıntısını bile taşımıyordu, artık çok geçti her şey için.

Yenilgi miydi çekilme ABD için? Yoksa ABD Çin’i, Rusya’yı Afgan bataklığına çekme yanında Orta Asya’nın kalbine öyle el bombası falan değil, koskocaman bir kıyamet bombası mı yerleştirdi? Bütün o coğrafyada İslami radikalizmin oluşturabileceği tehdidi kavramak için sabah akşam her konuda televizyon ekranlarında gerdan kıran “herşeyibilir” uzmanlara bile ihtiyaç yok.

Çok tehlikeli bir süreç başladı ve maalesef başladığını dünya oldukça geç öğrenebildi. Ne ABD Afganistan’dan hazırlıksız çıktı, ne de Taleban Afganistan yönetimini hesapsız kitapsız aldı. Hatta denilebilir ki ABD adına Taleban Afganistan’ın yeni sahibi oldu…

Peki bitti mi her şey? Göründüğü kadarıyla bu noktada “Bor’un pazarı geçmedi.” Taleban arzu ettiği şekilde ülkenin tümünde kontrolünü sağlamakta zorlanabilir. Hatta belki de bir iç savaş kaçınılmaz olabilir. Eğer ABD ve diğer aktörlerin “tavsiye ettiği” gibi Taleban “daha ılımlı politikalar” uygular ve iktidarı kendi en güçlü ögesi olsa bile geniş bir ulusal koalisyon ile paylaşabilir ise değişik bir süreç Afganistan’ı büyük bir içe çöküşten kurtarabilir.

Türkiye’nin bu süreçte rol alması mümkündür. Elbette bataklığa sürüklenme tehlikesi de vardır ama eğer Afganistan’da “katlanılabilecek” bir “yönetim normalleşmesi” arzu ediliyor ise bu riski göğüslemekten kaçınmak doğru olmayacaktır. Mesele ne alınacağı ve maliyetin ne olacağı hesabının iyi yapılmasıdır.

Ve “eşeği Niğde’ye sürmek istemiyor ise” Türkiye ne yapılacaksa Bor’un pazarı geçmeden yapmak durumunda…