Salgın nedeniyle aylardır kapalı kalan turistik tesislerde yeni bir heyecan, artan bir umut var. Her gün 1.5 milyon ve hatta üzerinde aşı yapılması, aşı uygulama yaşının 25’e inmesi, kısa süre içerisinde Türkiye halkının %50 ve hatta 60’tan fazlasının aşılanmış olabileceği beklentisini doğurdu. Bu beklenti ve ümit ise turizm sektörüne dolu gelen uçaklar, artan konuk sayısı ve dolayısıyla doluluk ibresi yükselişe geçen turistik işletmeler olarak yansıyor.

1980’şerden bu yana Türkiye’de turistik işletme yöneticiliği yapan uzmanlar her ne kadar “şimdilik” bu salgın krizinin “kolay atlatılacağı” beklentisi varsa da, ne Türkiye’nin ne de dünyanın hizmet sektörü veya turizm sanayiindeki daralma açısından daha kötü bir dönem yaşanmadığını vurgulamaktalar.

Türk turizminin 1994-1997, 2003-2008 dönemleri gibi “altın yılları” yaşadığını vurgulayan uzmanlar aslında aynı zamanda da turizmin bir an önce eski çok güzel günlerine dönebilmesi için gerekli unsurların altını çizmekte.

Doğal olarak dünya turizm sektörü gibi Türk turizm sektörü de ne krizlerden, savaşlardan ne de belirsizinkilerden hoşlanıyor. Muhteşem bir 1993-1997 döneminin ardından terörizm tehditleri bir anda sektörü ciddi bir krize sokabildiği gibi, ABD’deki Lehman Brothers olayı gibi felaketlerin ardından, 2003-2008 muhteşem yılları yerini bir anda kabus dolu dönemlere bırakabiliyor.

2019 Türk turizmi için oldukça başarılı bir yıl, ve 2020 yılı beklentileri ve ön rezervasyonlar da çok daha iyi bir sezon olacağı umutlarını besliyordu. Nitekim Mart 2020’de hem İstanbul, Ankara şehir otelleri hem de Antalya, Muğla, Aydın gibi önemli turizm bölgelerinde birçok otel yılı %70lerin üzerinde dolulukla geçireceklerini destekleyen rezervasyonlar yapmışlar, bağlantılar kurmuşlar, bu misafirlere uygun şekilde ev sahipliği yapabilmek için gerekli yiyecek, içecek, sosyal etkinlikler ve sair angajmanlara girmişlerdi.

Halbuki, Mart ayında bir felaket çöktü ülkenin, ve dünyanın üzerine. Covid-19 salgını 2020 yılını eşine yakın tarihte rastlanmayacak kadar büyük bir felaket yılı yaptı.

Kısa çalışma ödeneği başta olmak üzere alınan tedbirlerle bu felaket dönem turizm sektöründe sanki “ucuz atlatıyoruz” gibi bir his uyanmasına yardımcı oldu. Bazı oteller ve tesisler 18 aya varan kapalılık sürelerini sona erdirip kapılarını tekrar müşterilerine açarken, toplumsal bağışıklığın bir an önce sağlanması halinde hızlı bir toparlanmaya gidilebileceği uzmanlarca sıklıkla belirtilmeye başlandı. Tabii ki tehlikeler var. Özellikle büyük işletmelerin çok ciddi miktarlarda borçları, bu borçların faizleri oluştu. Kimse konkordato ilan edemeyecek belki ama, bir tek önemli otel grubunun bile bu dönemde imkansızlıklar ya da banka borçlarının geri ödenememesi gibi bir nedenle el değiştirme zorunda, ya da daha da kötüsü icra durumunda kalırsa korkarım kartopu etkisi olabilir ve sektörde ciddi bir çığ düşmesi yaşanabilir.

Bir turizm yatırımcısı dostum şimdiye kadar yabancı turizm yatırımcılarının Türkiye’de mal sahibi olmaktan ziyade yönetim ve hizmet sektöründe etkin olduklarını, ama olası bir krizde çok ucuz fiyatlara otellerin el değiştirmeye başlamasıyla bu durumun değişebileceğini vurguladı. Bu durum sıkıntı doğurur mu? Otellerin sahipliği çok mu önemli? Elbette ki önemli.

Bu oldukça hassas dönemde turizmin ne içte ne bölgede ve ne de uluslararası sistemde ciddi siyasi krizlere, belirsizliğe ve gelecek endişesi doğurabilecek olaylara ne kadar duyarlı olduğu hep dikkate alınmalı.

Aylar sonra nihayet bu hafta uçaklar dolusu Rus turistler Türkiye’ye geldi. Neden şimdi? Neden bir hafta önce değil? Joe Biden ile görüşme etki mi yaptı? Alexander Putin niye bir anda Rus turistlerin Türkiye’ye gelmeye başlamalarına yeşil ışık yaktı? Elbette ki Rusya’nın çıkarı Türkiye’nin ABD ile ilişkilerini düzeltmesini beklemek yerine, kendisinin Türkiye ile daha iyi ilişkiler kurmasını gerektirir. Veya, Putin işle ilişkileri daha önce geliştirebilse idik, belki bir ay hatta daha önce Rus turistleri otellerimizde misafir edebiliyor olabilirdik. Unutmamak lazım, Rusya geçen yıl 2,13 milyon kişi ile Türkiye'ye en fazla turist gönderen ülke idi ancak 2019’la kıyaslandığında 7 milyon kişilik bir düşüş de kaybımızın büyüklüğünü göstermektedir. Keza Almanya’dan gelen turist sayısı 2020’de 1.1 milyon iken, bir yıl önce beş milyonun üstünde Alman vatandaşı Türkiye’yi ziyaret etmişti. Almanya’nın Türkiye ile ilgili daha olumlu bir tutuma girdiği gözlemlense de henüz Alman turistlerin gelişi başlamadı. Bu konuda da ciddi ve uzun perspektifli yaklaşımlara ihtiyaç var.

Çözüm için sıkıntının teşhisi şarttır. Turizm sektörü salgın sebebiyle 2020 yılında çok kötü bir dönem yaşadı. Hem gelen turist sayısı hem de turizm gelirleri azaldı. Resmi istatistiklere göre 2020 turizm gelirleri 2019’a göre üçte iki azalarak toplamda 12 milyar dolara geriledi.

Şimdi yapılması gereken Akdeniz havzası ülkeleri arasında cazip bir turizm destinasyon noktası olunabilmesi için turizm sektörüne gerek ulaşım, gerekse konaklama alanında ciddi teşvikler vermek.