Kuzey Kıbrıs’ta bazı gruplar protesto ettiler, coşkun kalabalıklar alkış tuttular. 1983 yılı 15 Kasım’ı gibi değil elbette ama bu yıldönümü de bir dönüm noktasıydı. İlerde daha iyi anlayabileceğimize inanıyorum.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın son sözleri "Söyleyin onlara, burası bağımsız bir cumhuriyettir" olmuştu sekiz yıl önce. KKTC’nin kuruluş yıldönümünde gördük ki gerek yeni Cumhurbaşkanı Ersin Tatar gerekse Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kurucu cumhurbaşkanının o son vasiyetini duymuşlar, gereğini yerine getirmek, adada iki egemen devletin varlığına dayalı bir çözüm için uğraşmakta karar vermişler. Her ne kadar ebedi istirahatgahının inşaatı sekiz yılda tamamlanmasa da eminim ebedi liderimiz Denktaş bugün daha rahat uyuyordur.

Yıldönümü konuşmaları çok önemliydi. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar tarihsel bir yaklaşımla ve çok önemli vurgularla dolu konuşması son seçimin ne kadar yararlı sonuçlar doğuracağını müjdeler gibiydi. Mustafa Akıncı döneminin “Kıbrıs Rumuyla empati” kepazeliği ve “aman uslu olalım, bize bir şey demesinler” teslimiyetçi yaklaşımı gitmiş, yerine ne istediğini bilen ve Kıbrıs Türk haklarının korunmasında yeni bir dönemin başladığını ilan eden bir Kıbrıs Türk lideri gelmiş.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşması ise her paragrafı manşetlik açıklamalar içeriyordu. “Bugün Kıbrıs’ta iki ayrı halk, iki ayrı devlet vardır. Egemen eşitlik temelinde iki devletli çözümün müzakere edilmesi gerekir” sözü ciddiye alınmalı. Tatar’ın ilk baş başa özel buluşmalarında Kıbrıs Rum lideri Nikos Anastasiades’e belirttiği gibi Kıbrıs görüşmelerinde federasyon hedefinin artık tarih oldu. Bu açıdan, Erdoğan’ın “Özellikle son 50 yılda süren görüşmelerin neticesinde, şu gerçeği çok iyi biliyoruz. Kıbrıs'ta 1963'te silah zoruyla bozulan, 1974 de ise Yunan cuntasının darbesi ile tamamen ortadan kalkan ortaklığı, Rumlarla birlikte yeniden tesis etmek mümkün değil. Eskilerin dediği gibi; dünün güneşi ile bugünün çamaşırı kurutulmaz” diyerek artık hedefin artık iki devletli çözüm olduğunun ilanı gerçekten çok önemliydi.

Doğal olarak bazı arkadaşlar Erdoğan’ın KKTC’de yeni cumhurbaşkanlığı binası inşa etme sözüne odaklanmak isteyebilir. Tabii ki o konu da önemli idi. Maraş’ın açılmasında eskiden bölgede yaşayanların, mülk sahiplerinin haklarının korunacağı açıklaması çok önemli idi. Keza beşli konferans önerisinin tekrarı gibi Doğu Akdeniz hidrokarbon zenginlikleri konusunda ne Türkiye’nin ne de Kıbrıs Türk halkının haklarının yenmesine seyirci kalınmayacağı açıklaması çok kararlı bir duruşu sergiler nitelikteydi.

Gösteri, eleştiri haktır

Demokrasilerde protesto, yürüyüş, çeşitli şekilde karşı olunduğunu sergilemek anayasal haktır. Nitekim Lefkoşa Kaymakamlığının gereksiz yasağı işe yaramadı, sayıları az da olsa, yağmur nedeniyle istedikleri kadar heyecanlı taraftar bulamasalar da birçok sol grup gösteri yaptılar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyaretini, özellikle Maraş’ta “piknik” yapmasını eleştirdiler.

Milliyetçi ve muhafazakâr çevreler bu etkinliklere katılanların fotoğraflardan tespit edilip cezalandırılmalarını talep ettiler. Kötü bir şaka herhalde. Anayasal hakkını kullandı diye insanlar cezalandırılabilir mi? Kaymakamın ilan ettiği yasa işgüzarlıktı.

15 Kasım’a nasıl geldik

1983 yılı Kasım ayına doğru ilerlerken yakın zamanda çok önemli gelişmelerin olabileceği beklentisi yükselmekteydi. Bir yandan, bu günlerde tekrar konuşmaya başladığımız gibi o zamanlar da arada bir krize yuvarlanan, çıkmaza görülen sonra tekrar canlanan ama Rum uzlaşmazlığı nedeniyle bir türlü ilerleyemeyen Kıbrıs görüşmelerinde yeni bir döneme girme beklentisi vardı. Diğer yandan Kıbrıs Türk liderliğinde ve Türk hükümetinde Kıbrıs Rum liderliğinin görüşmelerle zaman kazanmaya çalıştığı, zamanı da Kıbrıs Türklerinin dışta bırakılmasıyla meşruiyetini yitirmiş Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetine hem Bağlantısızlar Hareketinden hem de o zamanlar adı halen Avrupa Ekonomik Topluluğu olan Avrupa Birliği’nden destek bulmaya çalışıyorlardı.

Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi’nden 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’ne geçerken de Kıbrıs Türk liderliği bu yeni yapılanmanın amacının ileride kurulamasını arzu ettiği Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Türk kanadını oluşturmak olduğunu ilan etmişti. İki toplumlu, iki bölgeli bir federasyon hedefi Kıbrıs Türk lideri Rauf Denktaş’ın ısrarla talep etmesi sonucunda adadaki iki tarafın liderleri arasında yapılan 1977 ve 1979 zirvelerinde karara bağlanmıştı. Ancak Kıbrıs Rum Yönetimi federasyon görüşüyorum derken ısrarla üniter devletin kozmetik anayasal değişiklikle birkaç federal öge ile takviye edilmesini, Kıbrıs Türk tarafı ise gerek iki kesimliliğin, iki bölgeliliğin gerekse siyasi eşitliğin, yani adadaki iki halkın yönetimi etkin bir şekilde paylaşmalarının varılacak çözümün temeli olacağını vurgulamaktaydı. İki taraf ayrıca 1960 garanti sisteminin ve Türkiye’nin tek taraflı müdahaleyi de içeren garantör statüsü, toprak ve mal-mülk meselesi ile Türkiye’den adaya yerleşenler konularında yakınlaşma sağlayamamışlardı.

Kıbrıs Rumlarının gerek Bağlantısızlar Hareketi gerekse de Avrupa Birliği serüveninde ısrar etmeleri sonucu “geriye gidecek adım yok” kararlılığının gösterilmesi gereği ortaya çıkmıştı. O dönem Türkiye askeri yönetimden tekrar sivil demokratik yönetime geçme çabalarında idi. 3 Kasım seçimleri sonrasında yeni hükümet kurulmadan KKTC’nin ilanını gerçekleştirmek hususunda Türkiye’de belli makamlarla “çok gizli” olarak görüş birliği sağlanmış, önemli merkezlerdeki Kıbrıs Türk temsilciliklerine “açın deyinceye kadar açmayın” emriyle talimat mektupları gönderilmişti.

Bir hafta önceden bildiğim ama bile isteye “atladığım” bir haberdir KKTC’nin kuruluşu… O dönem Ankara temsilciliği yapan Peker Turgud hala daha her görüşmemizde “Nasıl da atlamıştın sen o haberi” diye takılır bana.

***

Bu dönem üst üste bazı acılar yaşamaktayız. Çok değerli dostum, eski milletvekili Prof. Dr. Mithat Melen bulaş nedeniyle ebediyete yürüdü. Yakınlarına sabır diliyorum. Tanrının rahmeti üzerine olsun.

Can dostum, uzun yıllar arkadaşlarıyla beni onurlandıran Muharrem Özgüven de bulaş nedeniyle yoğun bakımda. Bir başka çok değerli dostum, başarılı sanayici Ali Han geçirdiği kalp krizi sonrası gelişen komplikasyonlar nedeniyle yaşamla mücadele ediyor. Tanrı yardımcıları olsun. Umarım kısa sürede güzel haberlerini almak mümkün olur.