Herhangi bir Kıbrıs çözümü sadece Kıbrıs konusundaki BM Güvenlik Konseyi kararlarında değil, aynı zamanda Kıbrıslı Rumların herhangi bir yeni Kıbrıs müzakere süreci için başlangıç noktası olması gerektiği konusunda ısrar ettiği sözde Guterres çerçevesinde de öngörülen siyasi eşitlik üzerine inşa edilmelidir. Kıbrıslı Rumlar bunu kabul etmekte güçlük çekiyorlar, ancak gerçekte siyasi eşitlik yetersiz bir tanım. Doğru tanımlama, yeni Kıbrıs devletinin iki kurucu halkında da "egemen eşitliği" ve “yönetime etkin katılım sağlayan” çerçevede siyasi eşitlik olmalıdır.

Semantik belki de Kıbrıs sorununun en ilgi çekici ve sıkıntılı yönüdür. Taraflar, cömertçe kullandıkları terminolojinin farklı ve hatta karşıt açıklamalarına sahiptir. Örneğin federasyon, Kıbrıslı Rumlarının, Türklere Kıbrıs Cumhuriyeti'ne yama olabileceklerini ve özerk belediye haklarından sonuna kadar yararlanabileceklerini söylemelerinin farklı bir yoludur. Kıbrıslı Türkler için ise aynı kelime çoğunlukla çok gevşek bir federasyonda iki devletli bir konfederasyonu talebini ortaya koymanın daha akıllıca ve yumuşak bir yolu oldu çoğunlukla.

Nihayet 27-29 Nisan tarihlerinde Cenevre’de gayrı resmi beş+bir (ve gözlemcı olarak AB) Kıbrıs konferansının toplanması çağrısı yapıldığına ve konferans konusunun "tarafların Kıbrıs sorununa öngörülebilir bir süre içinde kalıcı bir çözüme varma amaçlı müzakere etmeleri için ortak bir zemin olup olmadığını belirlemek" olarak tespit edildiğine göre, Kıbrıs sorununun kalbi hakkında bir tartışma açmak için tam da zamanı. Soru net. Doğu Akdeniz adasının iki halkı için bir çeşit boşanma dışında geçerli ve yaşayabilecek bir çözüm bulunabilir mi?

Kıbrıslı Rumlar, gasp ettikleri Kıbrıs Cumhuriyeti'ni Kıbrıslı Türklerle paylaşmak istemiyorlar. Kıbrıslı Türkler, kendilerine özgü gelişmiş haklara sahip olsalar bile, bir Kıbrıs Rum devletinde azınlık olmak istemiyorlar. İki devletli bir çözüm istiyorlar. Bu, ya tam anlamıyla ayrı iki devlet, veya AB'de iki devlet, yani fiili dolaylı bir federasyon, ya da AB'de tek bir uluslararası kimliğe sahip iki egemen devletin konfederasyonu olabilir. Son seçenek, İngiltere'nin yaklaşmakta olan konferans için olası müzakere zemini olarak son zamanlarda etrafa fısıldadığı görüşlere az çok aşina geliyor.

Kıbrıslı Rumların egemenliği paylaşması ve Maraş’ın iadesi dahil ciddi toprak ödünleri karşılığında bile Kıbrıs'ın iki halkının siyasi eşitliğine dayalı bir sistemi kabul etmesi çoğu Rum siyasetçisine göre Nikos Anastasiades yönetimi tarafından atılmış hain bir adım olacaktır. Öte yandan, daha net bir zihniyete sahip bazı insanlar, yönetime etkin katılım ve bir tür federasyon sistemi de dahil olmak üzere siyasi eşitliğin Kıbrıslı Türklere sunulmaması halinde, bu kez Kıbrıs Rum devleti için ciddi bir bedel ödeme durumu doğabileceği konusunda hemfikir. Bu ne olabilir? Muhtemelen Kıbrıs Türk devletinin statüsünün hemen yükseltilmesi değil, ama belki Kuzey Kıbrıs'taki Ercan Havaalanı'na özel ve charter uçuşlara izin verilmesi. Belli ki Kıbrıslı Türklerin sahip olduğu tek seçenek Kıbrıslı Rumlarla bir tür ortaklık sağlamakla sınırlı olamaz.

Son yirmi yıldır daha da sıkılaştırılan adanın kuzey üçte biri üzerinde devam eden uluslararası izolasyondan kaynaklanan ciddi yönetim zaafiyetleri olduğu bir gerçektir. Türkiye'nin AB ile gümrük birliği, Türkiye'nin Kıbrıslı Rumlar tarafından uygulanan tecridin etkilerini hafifletme çabalarına da ciddi kısıtlamalar getirmekte. Bir anlaşmadan kazanacakları bir şey olmadığına inanan ve Kıbrıs müzakerelerinin başladığı 1968'den bu yana her türlü uzlaşmayı reddeden Kıbrıs Rum tarafının uzlaşma belirtisi yoksa, Nisan ayında Cenevre gayrı resmi konferansından, Kulüp dayanışma ilkesi nedeniyle AB ülkeleri fazla bir şey yapamasa da, şimdi AB üyesi olmayan İngiltere ve diğer ülkeler, uluslararası toplum Kıbrıslı Rumlara devam eden uzlaşmazlıklarının bir bedeli olduğunu somut hamlelerle gösterebilmelidirler.