Kıbrıs konusunda Maraş kartının açılmasıyla davranış kalıpları, ön kabuller kırıldı. Köşe taşları çatladı. Kıbrıs Türk-Türk tarafının Maraş pozisyonunda 47 yıl sonra bir değişimle bir dizi tepkinin alevleneceği aşikardı. Şimdi harekete geçildi ve sadece Kıbrıs Rum tarafı değil, Birleşmiş Milletler'in yanı sıra Avrupa Birliği'nin de kafası karıştı, tepki dolu açıklamalar birbirini kovaladı.

On yıllar boyunca, Kıbrıs Rumlarının, BM'nin ve AB'nin tek taraflı adımlar atması normaldi - tüm Kıbrıs Rum hükümetine anayasaya ve 1960 devletinin kurucu anlaşmalarına aykırı olarak tüm adanın hükümet statüsünü vermek veya bu tümü Rumlardan oluşan hükümetinin tüm adanın meşru hükümeti olarak AB'ye kabulü - ancak Türk tarafının Maraş'da hareket ettiğinde, statükoyu biraz değiştirdiğinde, güçlü bir panik dalgası her şeyi süpürdü.

Aferin o zaman. İlk hedefe ulaşıldı, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına dair güçlü bir mesaj iletildi. BM Güvenlik Konseyi başkanlık bildirisi ve AB'den gelen tepkiler akut bir sindirim sorununu yansıtıyor. "Oyun değiştirici" hamlelerin ve "hesaplanan gerginlik politikasının" neden bu kadar başarılı olduğunun altını çiziyor bu tepkiler.

Şimdiye kadar üstlenilen her şey uluslararası hukuk içinde olduğundan faul çığlıkları sadece duyulan öfkeyi gösteriyor, meşruiyeti değil. İlk hamle Haziran 2019'da Kıbrıs Türk Bakanlar Kurulu'nun Maraş'da bilimsel bir envanter hazırlanması kararıyla geldi. Envanter çalışmaları tamamlandıktan sonra, Kıbrıs Türk hükümeti Türkiye ile işbirliği içinde, kapalı Maraş'nın plaj alanına sivillerin giriş kısıtlamasını kaldırdı. Bunu, Maraş'nın yüzde 3,5'inin askeri alan statüsünü kaldırmaya yönelik yakın tarihli bir hamle izledi. Kıbrıs Türk yerleşimli topraklara bitişik olan bölgenin çoğu bir camiye ve vakfına aitti. Ayrıca altyapı tadilatları ve tamirat açısından en kolay bölgeydi. Bu arada cami bölgenin askeri statüsüne son verilmesinden üç ay önce tamir edilmeye başkandı ve statü değişikliği ardından yeniden açıldı.

Maraş'nın askeri bölgeden çıkarılan yüzde 3,5'i, 1974 öncesi sahipleri ve o dönemdeki kiracılar haricinde kimsenin yerleşimine açılmıyor. Böylece ilgili BM kararına tam olarak uyulacaktır. Bölge yönetiminin BM'ye devredilmesi, BM'ye duyulan güçlü güvensizlik ve Kıbrıs'ta ve başka yerlerde başarısız barış operasyonlarıyla geliştirdiği korkunç itibar nedeniyle yapılmadı. Belki bu durum siyasi karar vericiler tarafından ayrıca yüksek sesle dillendirilmelidir.

BM veya AB'nin, bu arada ABD ya da İngiliz hükümetlerinin veya Rusya’nın, açıklamaları nedeniyle Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin taahhütlerinden geri adım atacakları ütopyası kimsede olmamalıdır. Aksine, çok uzak olmayan bir gelecekte başka bir hamle beklenmelidir, çünkü "Kıbrıs konusunda hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" yönünde bir karar alınmıştır. Nikos Anastasiades'in 2017'de Crans Montana'daki görüşmeleri, üstelik tüm talepleri Mustafa Akıncı başkanlığındaki Türk tarafı tarafından kabul edilmesine rağmen, terk etmesinden sonra söylenenler doğrultusunda değil miydi? Herkes Maraş'ın bölgenin 1974 öncesi yerleşimcilerinin istekleri doğrultusunda ancak Kıbrıs Türk topraklarının bir parçası olarak ve Kıbrıs Türk yönetimi altında sivil hayata yeniden açılacağını anlamalıdır.

Kısacası, bugüne kadar atılan adımlar BM Güvenlik Konseyi kararının hedefiyle çelişmiyor. Dahası, BM Güvenlik Konseyi kararlarının bağlayıcılığının tartışma konusu olduğunu belirtmekte fayda var. Maraş artık görüşmelerde pazarlık kozu olamaz. Doğru, Bir Kıbrıs kararının toprak ayarlamaları yönü olabilir, ancak, anastasiades'in Crans Montana'da son kez kıbrıs'ın egemenliğinde, kaynaklarında ortaklığa dayalı bir çözüm olamayacağını kanıtlamasıyla üniter devlet veya federasyon hedeflerinin boşa gittiğini belirtmek gerekir. Şimdi, kıbrıs konusunda iki egemen eşit olduğu konusunda herhangi bir müzakereden önce kabul edilmesi gerekiyor.

Kıbrıs sorununun bu noktaya gelmesinin nedeni, Kıbrıs Türk tarafının müzakere edilmiş bir uzlaşmaya varma kararlılığına rağmen, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk tarafının siyasi eşitliğini kategorik olarak reddetmesidir. Neden bu kadar kararlı bir pozisyon peşindeydiler? Çünkü ABD, İngiltere, AB ve BM'nin sıkı desteğiyle, Kıbrıslı Türklere karşı işledikleri tüm zulüm harekâtlarında, tek taraflı oldu bittiler ile Kıbrıs Türk haklarını gasp etmelerinde ve bütün kanunsuzluklarına bakılmaksızın tam destekten yararlanabilecekleri inancıdır. Geçmiş de bunu haklı kılmaktadır.

Mart 1964'ten bu yana Kıbrıs Türkü'ne karşı ne kadar büyük hatalar yapıldığını AB, BM, İngiltere ve ABD, hatta Rusya, arkalarına yaslanıp itiraf etmeleri acı verici olabilir. BM gücünün Kıbrıs’taki görev süresinin uzatılması oylaması öncesinde bırakın olumlu görüş istenmesini, Kıbrıs Türkü ile danışılmadığı dikkate alınırsa, mesela, BM gücünün Kuzey Kıbrıs'ta faaliyet göstereme yetkisi olmadığını söylense, kim ne diyebilir ki? Kıbrıslı Türkler bugün bu adımı atabilmeli, BM gücüne kapıları kapatmalıdır.

Yeter, Kıbrıs'ta tek taraflılık sona ermeli.